New Yorker etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
New Yorker etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Nisan 2018 Çarşamba

Edward Steed ile "yarı ciddî"


Edward Steed (oto portresi ve fotografı aşağıda) doğum: 1987, İngiltere.
New Yorker'da çalışmaya başlaması: Mart 2013.

15 Ocak 2017 Pazar

Toonces, Araba Sürebilen Kedi




Jack HANDEY

TV  skeci,
Yayın tarihi, 20 Mayıs 1989 (Saturday Night Live) Çeviri: SToktan




"Jack Handey ve Toonces"
İllüstrasyon: Tae Won Yu

(Göğüs plan bir kedi [sahte patili hakiki kedi] araba sürüyor.)
ŞARKI
TOONCES, SÜRÜCÜ KEDİ
ARABA SÜREBİLEN KEDİ
GEZER ARABASIYLA
ŞEHRİN HER YERİNDE
TOONCES, ARABA SÜREBİLEN KEDİ!

SPİKER
Toonces, Araba Sürebilen Kedi.
(Bir evhanımı [Victoria Jackson] yemek yapıyor kocası [Steve Martin] heyecanla içeri girerken.)
BEY
Tatlım, buna inanmayacaksın! Toonces araba sürebiliyor!
HANIM
Toonces, bizim kedi mi?
BEY
Aynen öyle! Gel haydi, Sana göstereyim!
(Kedi bir dağ yolunda araba sürüyor. Lastik sesleri. Arabanın içinde, bir kukla kedi arabayı “sürmekte”. Karı koca yanında oturuyor.)
BEY
Görüyorsun işte, Sürebildiğini söylemiştim sana.
HANIM
Toonces, dikkat et!
(Yardan aşağı uçup çakılan bir arabanın arşiv görüntüsü) (Karı koca, üstleri başları dağılmış, sendeleyerek geliyor ve bir kütüğe oturuyorlar.)
HANIM
Sürebildiğini söylemiştin bana sanırım!
BEY
Öyle sanıyordum. Yukarıda bir direksiyonla dolanırken gördüm onu, ve araba sürebildiği zannına kapıldım galiba.
HANIM
Dert etme, tatlım. Herkes öyle zannederdi.
(Araba sesi geliyor ve uzaklaşıyor.)
BEY
Hey, bak! Arabayla gidiyor!
HANIM
Galiba sürebiliyor.
BEY
Evet. Henüz pek iyi sayılmaz.
ŞARKI
GEZER ARABASIYLA
ŞEHRİN HER YERİNDE
TOONCES, SÜRÜCÜ KEDİ!

SPİKER
Toonces, Araba Sürebilen Kedi’de şimdi, : “Ehliyet Sınavı.”
(Kocası kaygılanırken hanım yemek yapıyor)
HANIM
Ne dersin, sence Toonces sürücü sınavını geçebilecek mi?
BEY
Bilmiyorum. Yazılı kısmı oldukça zor. Üstelik okuyamıyor bile.
HANIM
Belki direksiyon sınavında onu telâfi eder.
BEY
Lânet olsun, keşke ona yardım edebilsem!
(Memur [Kevin Nealon] arabanın ön koltu- ğunda. Toonces direksiyon başında.)
MEMUR
(kediye)
Pekâlâ efendim, yola koyulur ve trafiğe katılırsanız…
(Araba aniden hızlanıyor)
MEMUR
DİKKAT ET!!!
(Araba yardan aşağı uçuyor)
ŞARKI
TOONCES, SÜRÜCÜ KEDİ!
(Görüntü kararır)
Kevin Nealon
Steve Martin
Toonces
Victoria Jackson

9 Kasım 2016 Çarşamba

Günün anlam ve önemine binaen, tekrar...

Neden Gururlu bir Godzilla Destekçisiyim.

( * 7 Haziran 2016 Salı günü paylaşmıştım)

Raporlar  Pasifik'teki nükleer testlerin her nasılsa bir devi, tarih öncesi bir canavarı uyandırdığını gösteriyor ve bu “Godzilla” şimdi bize yönelmiş, şehrimizi yıkmak niyetiyle. Eğer resmî ifadelere inanırsanız, insanoğlunun atomun gücünü dizginlemek için kibirli arayışı bir kere daha felâketle sonuçlandı. Evet yani, öyledir. -Pardon ama ben bunu yemem. Bir Godzilla saldırısının ülkemizin şu anda tam da ihtiyaç duyduğu şey olduğu kanısındayım ben.

Olumsuz medya yorumlarına şaşırmamam gerek sanırım. Bu elitler ilk günden beri Godzilla'yla uğraşıyorlar. Televizyonda gördüğünüz entel bilimcilerin hepsi Godzilla'nın nasıl da kötü olduğu hakkında sızlanıp duruyorlar: “Godzilla buraya geldiğinde, en yüksek binalarımızı karton kuleler gibi parçalayacak!” ve “Godzilla kız öğrencilerle dolu bir okul otobüsünü yedi!”

Hikâyenin diğer tarafını hiç duymadınız -Gerekçeleri iyi, benim gibi çok çalışan insanlar, Godzilla gibi birinin nihayet gelip statükoya meydan okumasından dolayı heyecan duyuyoruz. İşte gururlu bir Godzilla taraftarı olmamın sebepleri:

  • Godzilla bir yabancıdır. O Pleistosen döneminden beri okyanusun altında uyuklamaktaydı, bu yüzden bilinen tipik siyaseti temsil etmiyor. Godzilla bir gurup omurgasız bürokratın veya rüşvetçi lobicilerin yap dediklerini yapmayacak. Godzilla kendi yolunda ilerlemekte.
  • Godzilla zorludur. Kral Gidora ile savaşmış ve kazanmıştı o! Bilgilerinize sunulur,  Kral Gidora ağzından çıkan yıldırımlarla rakibini vuran üç başlı bir ejderhadır ve Godzilla buna rağmen ağzını burnunu dağıtmıştır onun. Çok iyi biliyorum ki, Godzilla aynısını bizim için de yapabilir.
  • Godzilla siyaseten uygun değildir (“politically correct” ç.n.). Kız öğrencilerle dolu bir otobüsü yemek siyaseten doğru muydu? Hayır. Ama Godzilla yine de bunu yaptı. Kaldı ki, Godzilla kimin ne düşündüğünü hiç umursamadığını gösteriyor. Bana göre her şey güvenilirlikle ilgili.
  • Godzilla istihdam yaratmaktadır. Sırf onun zamanındaki Hokkaido'ya bakın -şehirde neden olduğu büyük yıkımdan sonra aniden inşaatçılar, doktorlar ve hattâ cenaze kaldırıcıları gece gündüz çalışıyorlardı. Godzilla ülkemizi tekrar işbaşı yaptıracağını kanıtlamıştır! (Trump'ın kendi ifadesi. ç.n.)
  • Godzilla doğal bir şovmendir. Hatırlıyor musunuz Godzilla'nın bir savaş gemisini yakalayıp tıpkı bir beyzbol sopası gibi o helikoptere sallayışını (her ikisinde de herkesi öldüren)? Kariyer politikacılarında metne dayalı olmayan böylesi doğaçlama anları asla göremezsiniz.
  • Kimse Godzilla'dan daha uzun boylu değildir. Bu apaçık bir gerçek. Gelmiş geçmiş en uzun insan 2.7 metreydi. Vay canına! Godzilla 120 metreden daha uzun! Bu hesabı yapmak için entel bilimci olmaya hiç gerek yok.
  • En önemlisi, kapı komşum Hatsuo'yu sevmiyorum ve muhtemelen Godzilla onun evini târumâr edecek. Adamı tanımazsınız ama Hatsuo hafta içi geceleri yüksek sesle aptal müziği çalan tembel bir serseri. Godzilla saldırısı durumunda, evinin basılabilmesi için bir fırsat da doğardı. Bu hususta umutluyum.

Şimdi biliyorum ki Godzilla'ya destek olmamam için bir sürü “gerçekler” ve “sebepler”le üzerime yürüyeceksiniz. “Godzilla tamamen öngörülemezdir” ve “Biz Godzilla'nın umurunda bile değiliz, o düşüncesiz bir yıkım aracı, bilakis, o insanlığı hor görüyor, kendisini ezelî uykusunda rahatsız ettik diye!” ve “Şayet komşunuzun evi yıkılırsa, muhtemelen sizin evinizin de yıkılacağı hiç aklınıza gelmiyor mu?” gibi.

İnanın bana, bunların hepsini önceden de duydum. Anlamadığınız şey, bunun gerçeklerle ilgisinin olmadığı. Duygularla ilgili bu. Ülkemizin yanlış yoldaymış gibi hissediyorum. Ben çocukken her şey daha iyiydi (fatura yok), şimdi artık bir yetişkinim ve sürekli beceriliyorum (fatura birçok) gibi hissediyorum. Eğer Godzilla her şeyi harabederse, bu iyi olurdu (bir süre için fatura olmayacak) gibi hissediyorum. Onu ne zaman düşünsem, Godzilla'nın güçlü olduğunu hissediyorum, Godzilla'nın kudretli olduğunu, Godzilla her zaman kazanır gibi hissediyorum (King Kong'a karşı bir kere hariç).

Bakın, eski yöntemlerle denedik -devlet ve kamu güvenliği vesaire- ama işe yaramadı. Şimdi yeni bir yol denemenin zamanı geldi: Atomik ateşten nefesiyle her şeyi yakan ellibin tonluk nefret dolu bir sürüngenin yolu.

Dürüst olmak gerekirse, bir Godzilla saldırısının ülkemiz için iyi mi yoksa kötü mü olacağı konusundaki ileri geri tartışmalar anlamsızdır. Sadece bir kulak verin -Bunu duyuyor musunuz?

O burada zaten.

TOM O’DONNELL
Çeviri: SToktan


THE NEW YORKER / NİSAN 14, 2016
“Here’s Why I’m a Proud Godzilla Supporter”

7 Haziran 2016 Salı

Herkesin Godzilla'sı kendine!

Neden Gururlu bir Godzilla Destekçisiyim.

Raporlar  Pasifik'teki nükleer testlerin her nasılsa bir devi, tarih öncesi bir canavarı uyandırdığını gösteriyor ve bu “Godzilla” şimdi bize yönelmiş, şehrimizi yıkmak niyetiyle. Eğer resmî ifadelere inanırsanız, insanoğlunun atomun gücünü dizginlemek için kibirli arayışı bir kere daha felâketle sonuçlandı. Evet yani, öyledir. -Pardon ama ben bunu yemem. Bir Godzilla saldırısının ülkemizin şu anda tam da ihtiyaç duyduğu şey olduğu kanısındayım ben.

Olumsuz medya yorumlarına şaşırmamam gerek sanırım. Bu elitler ilk günden beri Godzilla'yla uğraşıyorlar. Televizyonda gördüğünüz entel bilimcilerin hepsi Godzilla'nın nasıl da kötü olduğu hakkında sızlanıp duruyorlar: “Godzilla buraya geldiğinde, en yüksek binalarımızı karton kuleler gibi parçalayacak!” ve “Godzilla kız öğrencilerle dolu bir okul otobüsünü yedi!”

Hikâyenin diğer tarafını hiç duymadınız -Gerekçeleri iyi, benim gibi çok çalışan insanlar, Godzilla gibi birinin nihayet gelip statükoya meydan okumasından dolayı heyecan duyuyoruz. İşte gururlu bir Godzilla taraftarı olmamın sebepleri:

  • Godzilla bir yabancıdır. O Pleistosen döneminden beri okyanusun altında uyuklamaktaydı, bu yüzden bilinen tipik siyaseti temsil etmiyor. Godzilla bir gurup omurgasız bürokratın veya rüşvetçi lobicilerin yap dediklerini yapmayacak. Godzilla kendi yolunda ilerlemekte.
  • Godzilla zorludur. Kral Gidora ile savaşmış ve kazanmıştı o! Bilgilerinize sunulur,  Kral Gidora ağzından çıkan yıldırımlarla rakibini vuran üç başlı bir ejderhadır ve Godzilla buna rağmen ağzını burnunu dağıtmıştır onun. Çok iyi biliyorum ki, Godzilla aynısını bizim için de yapabilir.
  • Godzilla siyaseten uygun değildir (“politically correct” ç.n.). Kız öğrencilerle dolu bir otobüsü yemek siyaseten doğru muydu? Hayır. Ama Godzilla yine de bunu yaptı. Kaldı ki, Godzilla kimin ne düşündüğünü hiç umursamadığını gösteriyor. Bana göre her şey güvenilirlikle ilgili.
  • Godzilla istihdam yaratmaktadır. Sırf onun zamanındaki Hokkaido'ya bakın -şehirde neden olduğu büyük yıkımdan sonra aniden inşaatçılar, doktorlar ve hattâ cenaze kaldırıcıları gece gündüz çalışıyorlardı. Godzilla ülkemizi tekrar işbaşı yaptıracağını kanıtlamıştır! (Trump'ın kendi ifadesi. ç.n.)
  • Godzilla doğal bir şovmendir. Hatırlıyor musunuz Godzilla'nın bir savaş gemisini yakalayıp tıpkı bir beyzbol sopası gibi o helikoptere sallayışını (her ikisinde de herkesi öldüren)? Kariyer politikacılarında metne dayalı olmayan böylesi doğaçlama anları asla göremezsiniz.
  • Kimse Godzilla'dan daha uzun boylu değildir. Bu apaçık bir gerçek. Gelmiş geçmiş en uzun insan 2.7 metreydi. Vay canına! Godzilla 120 metreden daha uzun! Bu hesabı yapmak için entel bilimci olmaya hiç gerek yok.
  • En önemlisi, kapı komşum Hatsuo'yu sevmiyorum ve muhtemelen Godzilla onun evini târumâr edecek. Adamı tanımazsınız ama Hatsuo hafta içi geceleri yüksek sesle aptal müziği çalan tembel bir serseri. Godzilla saldırısı durumunda, evinin basılabilmesi için bir fırsat da doğardı. Bu hususta umutluyum.

Şimdi biliyorum ki Godzilla'ya destek olmamam için bir sürü “gerçekler” ve “sebepler”le üzerime yürüyeceksiniz. “Godzilla tamamen öngörülemezdir” ve “Biz Godzilla'nın umurunda bile değiliz, o düşüncesiz bir yıkım aracı, bilakis, o insanlığı hor görüyor, kendisini ezelî uykusunda rahatsız ettik diye!” ve “Şayet komşunuzun evi yıkılırsa, muhtemelen sizin evinizin de yıkılacağı hiç aklınıza gelmiyor mu?” gibi.

İnanın bana, bunların hepsini önceden de duydum. Anlamadığınız şey, bunun gerçeklerle ilgisinin olmadığı. Duygularla ilgili bu. Ülkemizin yanlış yoldaymış gibi hissediyorum. Ben çocukken her şey daha iyiydi (fatura yok), şimdi artık bir yetişkinim ve sürekli beceriliyorum (fatura birçok) gibi hissediyorum. Eğer Godzilla her şeyi harabederse, bu iyi olurdu (bir süre için fatura olmayacak) gibi hissediyorum. Onu ne zaman düşünsem, Godzilla'nın güçlü olduğunu hissediyorum, Godzilla'nın kudretli olduğunu, Godzilla her zaman kazanır gibi hissediyorum (King Kong'a karşı bir kere hariç).

Bakın, eski yöntemlerle denedik -devlet ve kamu güvenliği vesaire- ama işe yaramadı. Şimdi yeni bir yol denemenin zamanı geldi: Atomik ateşten nefesiyle her şeyi yakan ellibin tonluk nefret dolu bir sürüngenin yolu.

Dürüst olmak gerekirse, bir Godzilla saldırısının ülkemiz için iyi mi yoksa kötü mü olacağı konusundaki ileri geri tartışmalar anlamsızdır. Sadece bir kulak verin -Bunu duyuyor musunuz?

O burada zaten.

TOM O’DONNELL
Çeviri: SToktan


THE NEW YORKER / NİSAN 14, 2016
“Here’s Why I’m a Proud Godzilla Supporter”

7 Nisan 2016 Perşembe

Cehennem'deki ilk günüm

Jack Handey

Cehennemde ilk günüm sona ermek üzere. Gerçekte burada bir gün batımı yok ama alevler bir parça loşlaşmış gibi görünüyor ve çığlıklar daha hafifliyor. İblislerin çoğu uykuya daldı artık, sivri kuyruklarını çevrelerine dolamışlar. Öyle de masum görünüyorlar ki, daha birkaç saat önce bize işkence ve tecavüz ettiklerine inanmak çok zor.
Gün bazı arkadaşların beni bir şeyler yapmam için cesaret-lendirdikleri Chelsea Otel'deki bir partide başlamıştı. Hatırladığım bir sonraki şey ise cehennemde olduğum. Başlangıçta bir rüya gibi görünüyordu ama ardından akşamdan kalma rüyalarının daha kötü olduğu aklınıza geliyor.
Styx nehrini geçen feribot aşırı derecede kalabalıktı, her şey tepetaklak olacak sandım. Aslında, gemideki bazı iblisler bizi ileri geri sallamaya çalışıyorlardı. Yine de yanımızsıra yüzen kötücül, pispis sırıtan yunuslarla, cehennemin göğe yükselen sarp kayalıklarının manzarası unutulmaz bir şey. "Vay canına, burası gerçekten Cehennem mi?” dedim yanımdaki adama. Evet dedi, öyle. Tekrar sordum, emin olmak için, ama o bununla birlikte ağlamaya başladı. Bu adamın derdi ne yahu?
Girişte orada yeraldığınızdan emin olmak için büyük bir kitaba bakan kara cübbeli bir iskeletin bulunduğu bir tür gümrük istasyonu var. Sıkıcı bir şey ama sanırım bunu yapmak zorundasınız. O, kemikli parmağıyla sayfaları tarayarak sizin adınızı ararken, bir iskelet elbiseye neden ihtiyaç duyar diye düşünmenin size bir faydası yok. Özellikle de hava bu kadar sıcakken. Cehennem hakkında dikkatinizi çekecek ilk şey, ne kadar sıcak olduğu. Size yalan söylemeyeceğim, çok sıcak. Ama rutubetli, kükürt türü bir sıcak. Kaplıca falan gibi.
Cehennemde insanların tamamen çırılçıplak olduğunu düşüne-bilirsiniz. Ama bu bir efsane. Son ne giyiyor idiyseniz yine onu giyiyorsunuz. Örneğin, ben Das Boot filmindeki Alman U-boat kaptanı gibi giyiniyorum çünkü partide giydiğim de buydu. Kolay bir kostüm çünkü bunun için gerçekten ihtiyacınız olan tek şey şapka. Kötü tarafıysa, insanların daima kim olduğunuzu sormaları, cehennemde bile. Hadi ama, Das-Boot'daki adamım işte!
Yiyeceklerin burada şaşırtıcı derecede iyi olduğu ortaya çıkıyor. Sorun, hemen hepsinin zehirli olması. Yani, yedikten birkaç dakika sonra acı içinde iki büklüm oluyorsunuz. Garip olan ise, iyileştikten sonra hiç bir şey olmamış gibi yeni baştan iştahla yemeye hazır olmanız.
Lezzetli yemekler ve sıcak havaya rağmen, cehennemin bir kötü tarafı da var. O da her şeyden önce, tamamen düzensiz olması. Burada bir şeyin halledilebilmesi bir mucize. Bir büyük kuyrukta güdülüyor olacaksınız, sonra bu üç kuyruğa ayrılacak, daha sonra hepsi birlikte tekrar geri dönecekler! Görünür herhangi bir sebep olmaksızın! Bu delilik. Bir iblise bir soru sormaya çalışıyorsunuz ama o sadece suratınıza bakıyor. Önyargılı görünmek istemem ama İngilizce bilip bilmediklerini de merak ediyorsunuz yani.
Sıkıntıyı biraz olsun gidermek için kuyruktaki diğer insanlara taş atmak mümkün. Onların aklına sadece bir iblisin falan yaptığı gelecektir. Fakat iblisler birisini pataklıyorlarken başkasının buna katılmasından hoşlanmıyorlar, bunu zor yoldan öğrendim.
Gariptir ama cehennem yalnızlık çekilen bir yer olabiliyor, bu kadar fazla insan bulunmasına rağmen. Hepsi feryatlar ve saç baş yolmalar, sağa sola koşuşturmalar arasında, kendi küçük dünyalarında sıkışmış gibi görünüyorlar. Sohbet etmeye çalışıyorum ama beni dinlemiyorlar diyebilirsiniz.
Bende bir keyifsizlik hâli başgösterdi. Yapacak bir iş bulmanın faydası olacağını düşündüm. Böylece cehennemde birçok akrabam olduğu ortaya çıktı ve onların bağlantılarını kullanarak insanların dişlerini söken bir iblisin asistanı oldum. Aslında bir iş sayılmazdı bu, daha çok staj. Ama ben gayet hevesliydim. Ve ilk başta ilginç gibiydi de. Ama bir süre sonra kendinize sormaya başlıyorsunuz: cehenneme bunun için mi geldim ben, bir iblise değişik türde penseler uzatmak için mi? Merak etmeye başladım eğer cehenneme hiç gelmemiş olsaydım diye. Belki de hayatımı daha farklı yaşamalı ve bunun yerine cennete gitseydim... Acı çekiyorum.
Uzaklaşmam gerekiyordu. Sonsuz kuyruklar, anlamsız kırbaç-lamalar, topluca şarkı söylemeye zorlanmalar. Yorgun düştüm zaten damgalanmış olduğumu açıklamaya çalışmaktan ya da çekiçle bile kulağınıza sığmayan o koca şeyden. Konudan uzaklaştım. Biraz kendime ait zamana ihtiyacım vardı. Bir mağaraya geldim ve içeri girdim. Belki meditasyon için bir yer veya birkaç altın külçesi bulurum diye.
İşte sadece cehennemde karşılaşılabilecek anlardan biriydi o an. Şeytan'ı gördüm. Birçok insan vardır binlerce yıldır cehennemde olup da Şeytan'ı hiç görmemiş olan ama o oradaydı. Beklediğimden daha kısa boyluydu ve bir beyzbol kasketi giyiyordu. Ama çok da iyi görünüyordu. Koca bir kayanın tepesinde duruyor, okuma gözlüğüyle bazı kâğıtlara bakıyordu. “Hey, Şeytan!” diye seslendim, “Nasıl gidiyor?” ve anında iblisler üzerime çullandılar. Tarif edemem size bana çektirdikleri işkenceleri, çünkü görünüşe göre onların ticârî sırları bunlar. Şu kadarını söylemem yeterli olacaktır, o acılara katlanıyorken bile kendinizi “Vay canına, bunu da nasıl akıl etmişler?” diye düşünmekten alıkoyamıyorsunuz.
Hâlâ biraz şaşkın hissediyorum kendimi ama en azından iblisler parçalarımın çoğunu tekrar içime doldurdular. Ancak daha da önemlisi, her şeyin olabileceği, heyecan verici bir yer olarak cehenneme olan inancımın tazelenmiş olması. Cehennemde, ne olmasını istiyorsam, onu buldum.
Biraz dinlensem daha iyi olurmuş. Arıları az sonra salacaklarını söylediler, sürekli batan iğneleri arasında uyumak zor. Stajyerliğimi kaybettim ama öyle anlaşılıyor ki, yüzyıl içinde tekrar başvurabilirim. Bu arada da bir inşaat ekibinde görevlendirildim. Yarın devasa bir anıt inşa etmekle yükümlüyüz, ardından birbirimizi öldüresiye döveceğiz. Anlamsız geldi bana ama ben ne bilirim ki? Burada yeniyim.
The New Yorker (2005)
Jack Handey, “What I'd Say to the Martians” (2008)
Çeviri, SToktan
(Hikâyenin kitap için düzenlenmiş hâli esas kabul edilerek çeviri yapılmıştır.)