Gabby arkadaşım, Alfred Hitchcock'un 'North by Northwest' filminin en unutulmaz sahnesi ile yapılan afiş 'melezlemesi', 'Tenten Grant' başlığına gönderdiği mesajla, yine aynı filmin aynı sahnesiyle yapılan nefis bir animasyon 'melezlemesi' örneği ile katkıda bulunmuş. Başlık da kendisinden...
Daha evvel Heavy Metal'de yayınlanmış 'Bus' serisinden örneklediğim (Otobüs I, Otobüs II), sürreel işleriyle tanınan Paul Kirchner'in aynı adlı kitabının 2012'de yeniden basımını yapan Tanibis'in hazırladığı bir çalışma, zarif bir saygı duruş daha... Görmelere seza;
Le bus aux trousses from Tanibis on Vimeo.
sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1 Eylül 2013 Pazar
22 Şubat 2013 Cuma
Ceset Hırsızı
Sinemada, çizgili yada çizgisiz edebiyatta korkuyla ilk kez nasıl yüzleştiniz, hatırlıyor musunuz? Korku insanın ilk ve en eski duygusu. Bu nedenle ona karşı kimsenin tarafsız tutum takınabileceğini düşünemiyorum. Ya ona tutkunsunuzdur, ya da yanına bile yaklaşamazsınız. Aynı şekilde korku edebiyatı ve sineması da sizin için ya bir vazgeçilmezdir veya ondan nefret edercesine uzak durursunuz... Ama asla kayıtsız kalamazsınız. Yani şöyle bir şey yoktur: "Ehem! korku filmlerini özel bir yere oturtamam, hani olursa belki seyrederim, benim için ayrı bir önem arzetmez". Bunu birinden duyduysanız, bilin ki yalandır!
İlk korktuğunuz filmi ve kitabı da işte bu nedenle mutlaka hatırlayacaksınızdır, aksi taktirde öylesine rahatsız olmuşsunuzdur ki, onu bir daha hiç hatırlamamak maksadıyla bilinçaltınızın da altında bir yerlere tıkıştırmışsınızdır... Ama bu yine de unuttuğunuz anlamına gelmez.
Ben bu soruyu kendime yeni sormuş değilim ama geçenlerde beni korkutan ilk çizgihikâyenin bir gotik edebiyat uyarlaması olduğu ve bir de sinema versiyonunun bulunduğunu üstelik bunların ikisini de bilmediğimi fark edip, bu eksikliği gidermek üzere kolları sıvadım.
Söz konusu filmi Youtube'da, hikâyeyi içeren kitabı da Kadıköy Nezih'te buldum. Ayrıca sanırım bir klasik olduğu için internette önemli bir e-kitap sitesinde orijinal metine de eriştim.
İlk baskı kapağını yanda gördüğünüz The Body Snatcher / Ceset Hırsızı'ndan bahsediyorum tabi, İskoç yazar Robert Louis Stevenson'ın 1884'de yayınlanan kısa hikâyesinden. Ünlü yazarın bizdeki tanınmışlığı Dr Jekyll ve Mr Hyde ile Define Adası'yla sınırlı olduğu için pek bilindiğini sanmadığım bu eseri, gördüğüm kadarıyla ilk defa Can Yayınları'ndan 2012'de 'Dr. Jekyll ve Mr. Hyde ve Diğer Fantastik Öyküler' adı altında, gotikromantik dizisi bünyesinde çıkmış.
Hikâyeye konu olan karakterler, anatomist cerrah Robert Knox ve onunla bağlantılı olarak seri cinayetler mahkûmu Burke ve Hare adlı şahısların gerçek yaşamlarından esinlenilerek yaratılmışlar. Knox'un adı yerine 'Mr. K----' kullanılarak hikâyenin gerçekle bağlantısı afişe edilmemiş. Ayrıntısına fazla girmek istemesem de, aslında öykünün adı az çok kendini ele veriyor yukarıda açıkladığım karakterlerle yanyana getirildiğinde.
Film kitaba göre farklar içeriyor tabi. Kısaca örneklemek gerekirse, öncelikle karakterlerde kaydırmalar var, Knox'dan sadece ve açık adıyla 'söz ediliyor'. Kitapta 'çok tanınan' olarak ifade edilen kadın karakter, filmde sokak şarkıcısı -muhtemelen kör- kıza dönüştürülmüş ve bir dramatik unsur olarak değerlendirilmişken, zamanın Hollywood filmlerinde bir zorunlulukmuş gibi tıkıştırılan şarkılı pasajları da böylece halletmişler. Filmdeki bir ilave dramatik unsur da kötürüm kız çocuk. "Böyle kör-topal bu film nereye gider?" demeyin, usta oyuncular ve Robert Wise'ın başarılı yönetimi sayesinde hikâyenin rahatsız edici boyutu ile başarılı şekilde harmanlanarak bu dar bütçeli prodüksiyondan iyi bir gotik korku filmi yaratılmış.
Ceset Hırsızı'nın çizgi uyarlaması ise aslında bir Warren klasiği. Eserin Creepy #7'de şubat 1966'da yayınlanan, Archie Goodwin'in uyarlaması ile tarzın usta çizeri Reed Crandal'ın elinden çıkma, 8 sayfaya sığdırılmış hali. Bu kısa çizgihikâye ülkemizde 1968'de Korku magazin sayı 39 - 40'da ikiye bölünerek ve daha sonra 1971'de Dehşet #2'de birleştirilerek, 'Ceset Hırsızları!' adı altında yayınlanmıştı. İşte aklımdan hiç çıkmayan o son kareyi büyük ihtimalle Korku magazin'deki karşılaşmamızdan (İstiklâl caddesinde bir kaldırım satıcısı ya da kioskdan babama aldırdığımı bile) hatırlıyorum.
Eser bunca kısaltmaya rağmen ruhundan fazla kaybetmeden ustaca çizgileştirilmiş. Yukarda madem bahsettik, filmde sokak şarkıcısına dönüşen kız, burada 'çiçekçi kız' olarak karşımıza çıkıyor. Goodwin'in uyarlaması bana kurgusu itibariyle daha ziyade filmdenmiş izlenimi verdi. Gerçi Goodwin'in anlatıcı metinlerini orijinal İngilizce metinde aradığımda bir çok birebir ya da benzer cümlelerle karşılaştığımı, yani asıl metine sadık kalınmaya da çalışıldığını söylemeliyim.
Bu uyarlama için kaynak olarak asla yukarda sözünü ettiğin iki eski yayını önermiyorum elbette. Saçma sapan çevirilerini aşağıda verdiğim kendi çevirimle ya da Lâl Kitap'ın o muhteşem baskısındaki Ayşe Özlem Zaimoğlu'nun çevirisiyle karşılaştırıp biraz eğlenmek istiyorsanız başka tabi...
Yeri gelmişken Lâl kitabın bu önemli yayınından söz etmeden geçmek olmaz. Eerie ve Creepy'nin DarkHorse tarafından yeniden hayata kazandırılan Koleksiyon serisinin ilk ikişer kitabını 2011'de yayınlayarak bu önemli açığı kapatmak üzere harekete geçtiler. Ben iki serinin de 1. kitaplarını aldım, kalitesini gördükten sonra 2. leri de en kısa zamanda almaya kararlıyım. Zaten bu hizmetin (ben buna ticaretten ziyade hizmet gözüyle bakıyorum artık) sürebilmesi için de alıcısının olması gerekiyor.
Bu üç ayrı platformdan okumayı -eğer isterseniz- geriye doğru yapmanızı öneriyorum. Çizgihikâye, film, orijinal kısahikâye sırasıyla, tatmin edici bir sonuç alacağınızı düşünüyorum, benim gibi. Orijinal ve uyarlamalar arasındaki küçük final farkları da ayrıca değerlendirme gerektirebilir. Kendi çevirim, orijinal Goodwin metinine mümkün olduğunca sadık kalarak, tamamen kişisel nedenlerle, sırf bu keyfi yaşamak için, bu üçlü okuma sürecinde yapılmıştır. (Lâl Kitap kızmaz umarım)
İlk korktuğunuz filmi ve kitabı da işte bu nedenle mutlaka hatırlayacaksınızdır, aksi taktirde öylesine rahatsız olmuşsunuzdur ki, onu bir daha hiç hatırlamamak maksadıyla bilinçaltınızın da altında bir yerlere tıkıştırmışsınızdır... Ama bu yine de unuttuğunuz anlamına gelmez.
Ben bu soruyu kendime yeni sormuş değilim ama geçenlerde beni korkutan ilk çizgihikâyenin bir gotik edebiyat uyarlaması olduğu ve bir de sinema versiyonunun bulunduğunu üstelik bunların ikisini de bilmediğimi fark edip, bu eksikliği gidermek üzere kolları sıvadım.
Söz konusu filmi Youtube'da, hikâyeyi içeren kitabı da Kadıköy Nezih'te buldum. Ayrıca sanırım bir klasik olduğu için internette önemli bir e-kitap sitesinde orijinal metine de eriştim.
İlk baskı kapağını yanda gördüğünüz The Body Snatcher / Ceset Hırsızı'ndan bahsediyorum tabi, İskoç yazar Robert Louis Stevenson'ın 1884'de yayınlanan kısa hikâyesinden. Ünlü yazarın bizdeki tanınmışlığı Dr Jekyll ve Mr Hyde ile Define Adası'yla sınırlı olduğu için pek bilindiğini sanmadığım bu eseri, gördüğüm kadarıyla ilk defa Can Yayınları'ndan 2012'de 'Dr. Jekyll ve Mr. Hyde ve Diğer Fantastik Öyküler' adı altında, gotikromantik dizisi bünyesinde çıkmış.
Hikâyeye konu olan karakterler, anatomist cerrah Robert Knox ve onunla bağlantılı olarak seri cinayetler mahkûmu Burke ve Hare adlı şahısların gerçek yaşamlarından esinlenilerek yaratılmışlar. Knox'un adı yerine 'Mr. K----' kullanılarak hikâyenin gerçekle bağlantısı afişe edilmemiş. Ayrıntısına fazla girmek istemesem de, aslında öykünün adı az çok kendini ele veriyor yukarıda açıkladığım karakterlerle yanyana getirildiğinde.
Eserin sinemaya uyarlanması işini ise 1945 yılında düşük bütçeli korku filmlerinin ünlü yapımcısı Val Lewton yapmış. Yönetmen koltuğunda ise henüz gençliğinde Robert Wise var. Wise'ın 3. yönetmenlik çalışması bu film. Oyuncular arasında ise Boris Karloff ve nispeten küçük bir rolde Bela Lugosi'yi birlikte görmek ise ayrı bir hoş durum.
Film kitaba göre farklar içeriyor tabi. Kısaca örneklemek gerekirse, öncelikle karakterlerde kaydırmalar var, Knox'dan sadece ve açık adıyla 'söz ediliyor'. Kitapta 'çok tanınan' olarak ifade edilen kadın karakter, filmde sokak şarkıcısı -muhtemelen kör- kıza dönüştürülmüş ve bir dramatik unsur olarak değerlendirilmişken, zamanın Hollywood filmlerinde bir zorunlulukmuş gibi tıkıştırılan şarkılı pasajları da böylece halletmişler. Filmdeki bir ilave dramatik unsur da kötürüm kız çocuk. "Böyle kör-topal bu film nereye gider?" demeyin, usta oyuncular ve Robert Wise'ın başarılı yönetimi sayesinde hikâyenin rahatsız edici boyutu ile başarılı şekilde harmanlanarak bu dar bütçeli prodüksiyondan iyi bir gotik korku filmi yaratılmış.
Eğer henüz seyretmediyseniz, benim gibi günümüz korku sinemasının kanrevan içinde ve özel efekte boğulmuş halinden yorulmuş olanlara ayrıca iyi gelecektir.
Eser bunca kısaltmaya rağmen ruhundan fazla kaybetmeden ustaca çizgileştirilmiş. Yukarda madem bahsettik, filmde sokak şarkıcısına dönüşen kız, burada 'çiçekçi kız' olarak karşımıza çıkıyor. Goodwin'in uyarlaması bana kurgusu itibariyle daha ziyade filmdenmiş izlenimi verdi. Gerçi Goodwin'in anlatıcı metinlerini orijinal İngilizce metinde aradığımda bir çok birebir ya da benzer cümlelerle karşılaştığımı, yani asıl metine sadık kalınmaya da çalışıldığını söylemeliyim.Bu uyarlama için kaynak olarak asla yukarda sözünü ettiğin iki eski yayını önermiyorum elbette. Saçma sapan çevirilerini aşağıda verdiğim kendi çevirimle ya da Lâl Kitap'ın o muhteşem baskısındaki Ayşe Özlem Zaimoğlu'nun çevirisiyle karşılaştırıp biraz eğlenmek istiyorsanız başka tabi...
Yeri gelmişken Lâl kitabın bu önemli yayınından söz etmeden geçmek olmaz. Eerie ve Creepy'nin DarkHorse tarafından yeniden hayata kazandırılan Koleksiyon serisinin ilk ikişer kitabını 2011'de yayınlayarak bu önemli açığı kapatmak üzere harekete geçtiler. Ben iki serinin de 1. kitaplarını aldım, kalitesini gördükten sonra 2. leri de en kısa zamanda almaya kararlıyım. Zaten bu hizmetin (ben buna ticaretten ziyade hizmet gözüyle bakıyorum artık) sürebilmesi için de alıcısının olması gerekiyor.
Bu üç ayrı platformdan okumayı -eğer isterseniz- geriye doğru yapmanızı öneriyorum. Çizgihikâye, film, orijinal kısahikâye sırasıyla, tatmin edici bir sonuç alacağınızı düşünüyorum, benim gibi. Orijinal ve uyarlamalar arasındaki küçük final farkları da ayrıca değerlendirme gerektirebilir. Kendi çevirim, orijinal Goodwin metinine mümkün olduğunca sadık kalarak, tamamen kişisel nedenlerle, sırf bu keyfi yaşamak için, bu üçlü okuma sürecinde yapılmıştır. (Lâl Kitap kızmaz umarım)
Etiketler:
Anglofon,
Archie Goodwin,
Creepy,
Çeviri,
Dark Horse,
Korku,
Lal Kitap,
Reed Crandall,
Robert Louis Stevenson,
sinema,
Warren
18 Ocak 2013 Cuma
Karınızı Nasıl Öldürürsünüz?
How to Murder Your Wife
1965
yönetmen: Richard Quine
Jack Lemmon & Virna Lisi
Başarılı, bekâr ve mutlu çizgiromancı Stanley Ford (Jack Lemmon), kentteki malikânesinde sadık uşağıyla birlikte yaşamaktadır. Bu müzmin bekârın bir güzel İtalyan dilberi (Virna Lisi) ile karşılaşması sonucu altüst olan hayatının konu edildiği bu tatlı filmin düzgün bir kopyasını uzun zamandır arıyordum. Ortalıkta DVD'si bile yok maalesef.
Neyse, sonunda buldum tabi. Geçen akşam da uzun bir aradan sonra tekrar buluşmuş olmanın verdiği büyük bir keyifle oturup izledim.
Bilenler hatırlayacaktır, çizgiromancı Ford, bir gazetede "Bash Brannigan - Secret Agent" adlı tanınmış günlük çizgi band dizisini yapmaktadır. Film boyunca bu çizimlerle de yer yer karşılaşmaktayızdır. Zaman, çizgiromanda 'gerçekçiliğin' tavan yaptığı bir zaman, ve tabi çizgiler de öyle.
Peki filmdeki bandları çizen kimdi bunu hiç düşündünüz mü? Değişik kaynaklardan edindiğim verilerden anladığım şu;
Yapımcılar Jack Lemmon'a 'dublör çizer' olarak başta Alex Toth ile anlaşmışlar ve Toth filmin tanıtımı için on gün süreyle gazetelerde Bash Brannigan bandları çizmiş. Çekimlere geçildiğinde ise sanatçının bir para problemi çıkartması üzerine bu sefer Mel Keefer ile anlaşmışlar. Toth'un bu tarz davranışlarının (kendi bacağına kurşun sıkmak türünden) ilk olmadığından söz ediyor Geof Darrow. Yani filmdeki bandlar Mel Keefer'in... Sanatçı bu çalışmalarını kendi webine de koymuş zaten;
Filmin çizgiromanla olan tek bağlantısı bu değil. Üzerinde durulması gereken dikkat çekici bir husus da, çizer Stanley Ford'un çalışma tekniği. Filmin başlarında oldukça ayrıntılı ve eğlenceli bir sahneyle aktarılıyor bu. Ford, ekibiyle birlikte uygun mekânlarda bandın karelerine altlık teşkil edecek ön canlandırmaları yapıyorlar, bu arada uşak (Terry-Thomas) tarafından bu enstantaneler fotograflanıyor.
Model kullanma, sahneleri oluşturma, burada mizahî abartı ile aktarıldığı kadar olmasa bile, bir çok tanınmış gerçekçi çizer üstad tarafından hep kullanılagelmiş yöntemlerdir. Bir güzel örneğini epey önce 4çizer4öykü çalışmalarımın ikincisinde Al Williamson için Flash Gordon fotoğraflarıyla örneklemiştim, görmediyseniz bir göz atın;
Etiketler:
Alex Toth,
Anglofon,
Bash Brannigan,
Mel Keefer,
sinema,
Stanley Ford
26 Aralık 2012 Çarşamba
Dredd 3D
50 milyon dolar bütçeyle çekilmiş, İngiliz, Amerikan ve ne hikmetse Hindistan ortak yapımı 2000 AD sayfalarından fırlamışcasına başarılı bir İngiliz ÇRının medarı iftiharı Judge Dredd uyarlaması. Son yıllarda yeniden ele alınan Batman, Superman ve diğerleri gibi, bu film de eski plastik Holywood mekânlarından sıyrılmış, tam anlamıyla hiperrealistik platformlar ve çarpıcı efektlerle etkili olmayı iyi başarıyor. Carlos Ezquerra'nın kalemine uygun bir oyun verdiğini düşündüğüm Karl Urban'ı çenesi ve ağzıyla izliyoruz baştan sona.
Post-apokaliptik (ve de distopik) filmleri her ÇR ve bilimkurgu sever kesinlikle kaçırmaz, bilirim.... Ben buna, insanoğlunun önlenemez yükselişinin aldığı korkutucu ivme karşısında, içimizde oluşan geleceğe karşı güvensizlik hislerimizin neden olduğunu düşünürüm. O yüzden bu tarz filmler hepimizi çeker. 'Escape from New York', 'Mad Max', 'Omega Man' eskilerden bir çırpıda hatırladıklarım. Bir çok yeni örneğiyle birlikte Judge Dredd 3D de arşivimde yerini alıyor. Siz de bir bakın, henüz izlemediyseniz. Özellikle muazzam özel efektleri ile sinemada izlenmeyi hakkediyor.
27 Kasım 2012 Salı
20 Kasım 2012 Salı
Görülesi kareler V
Bir çizgiroman forumunda Dövüş Kulübü ile ilgili çamur atma amaçlı, faşizan denebilecek seviyede ayrımcı yaklaşımlar içeren yabancı kaynaklı bir yazı paylaşılmıştı. Yazıdaki tezlerden biri de, filmde uygulanan 25. kare tekniğine dayalı, yani sübliminal (bilinçaltı algılamaya yönelik) mesajlar içerdiği ile ilgili tezdi. İlgimi çeken bu konuyu üşenmeyip araştırmış ve sonuçta bir kaç kare tesbit etmiş ve bir anlamda tezi doğrulamıştım. Tabi kazın ayağı başkaydı tahmin edersiniz. Çünkü bulduğum karelerin görünür bir amacı yoktu. Öyleyse, zaten pek de güvenilir olmayan bu tekniğin bu filmde uygulanmasının ne anlamı vardı?
Uzun zaman sonra üyesi olduğum bir sinema-altyazı forumunda film üzerine iki üye tarafından dikkate değer uzun çalışmalar yayınlandı. Söz konusu yazıları keyifle okuduktan sonra, bir katkı olarak ben de yukarda anlattığım iddiayı ve bulgularımı konu başlığı altında paylaştım, belki bir yorum alırım diye. Fakat üç-dört anlamsız cevaptan başkası çıkmadı, o sayfalar dolusu analiz üreten arkadaşlar da fikir yürütme(!) çabasında bulunmadılar.
Nette tararsanız eğer, bu çamur atma kampanyasının etkilerini göreceksiniz. Daha önce görmediği bu görüntüleri, öğrendikten sonra görmeye (!) başladığını söyleyenler mi ararsınız, teknikle alakası olmayan bir takım sert görüntüleri bu kapsamda yorumlamaya çalışanları mı ararsınız, sürüsüne bereket! "filmin başındayım ve 2-3 kere ekranın sağında bir adam çıktı çok hızlı , bu filmin hatası mı yoksa sübliminal mesaj filan mı var ?" (bu gerçek), acaba bekâretimi kaybetmiş olabilirmiyim? gibisinden epey eğlenceli olanlara varana kadar :)
Yukarda gördüğünüz hastahane sahnesinde Brad Pitt bulunmamakta. Ama filmi kare kare izlerseniz, bu enstantaneyi yakalayabiliyorsunuz. Ve bence yönetmen bu tekniği uygulayarak, neredeyse anarşist bir sistemik saldırı niteliğindeki bu filme farklı bir boyut katıyor, karşıtının malzemesini kullanarak onun kıçına alaycı bir tekme atıyor, hepsi bu...
Siz ne dersiniz? (Biraz provokatif oldu ama...)
Uzun zaman sonra üyesi olduğum bir sinema-altyazı forumunda film üzerine iki üye tarafından dikkate değer uzun çalışmalar yayınlandı. Söz konusu yazıları keyifle okuduktan sonra, bir katkı olarak ben de yukarda anlattığım iddiayı ve bulgularımı konu başlığı altında paylaştım, belki bir yorum alırım diye. Fakat üç-dört anlamsız cevaptan başkası çıkmadı, o sayfalar dolusu analiz üreten arkadaşlar da fikir yürütme(!) çabasında bulunmadılar.
Nette tararsanız eğer, bu çamur atma kampanyasının etkilerini göreceksiniz. Daha önce görmediği bu görüntüleri, öğrendikten sonra görmeye (!) başladığını söyleyenler mi ararsınız, teknikle alakası olmayan bir takım sert görüntüleri bu kapsamda yorumlamaya çalışanları mı ararsınız, sürüsüne bereket! "filmin başındayım ve 2-3 kere ekranın sağında bir adam çıktı çok hızlı , bu filmin hatası mı yoksa sübliminal mesaj filan mı var ?" (bu gerçek), acaba bekâretimi kaybetmiş olabilirmiyim? gibisinden epey eğlenceli olanlara varana kadar :)
Yukarda gördüğünüz hastahane sahnesinde Brad Pitt bulunmamakta. Ama filmi kare kare izlerseniz, bu enstantaneyi yakalayabiliyorsunuz. Ve bence yönetmen bu tekniği uygulayarak, neredeyse anarşist bir sistemik saldırı niteliğindeki bu filme farklı bir boyut katıyor, karşıtının malzemesini kullanarak onun kıçına alaycı bir tekme atıyor, hepsi bu...
Siz ne dersiniz? (Biraz provokatif oldu ama...)
27 Ekim 2012 Cumartesi
23 Eylül 2012 Pazar
22 Eylül 2012 Cumartesi
13 Eylül 2012 Perşembe
12 Eylül 2012 Çarşamba
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


















