germanofon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
germanofon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
21 Ekim 2017 Cumartesi
19 Eylül 2017 Salı
Marie Jade - Scheuer & Rodolphe



Avusturyalı çizgiband sanatçısı Chris Scheuer, tarzıyla dikkat çekmiş bir çizerdir. 1984 Max und Moritz Award'da Alman dilinde en iyi sanatçı ödülüne (yani neymiş? 'germanofon'muş) sahiptir. Örneklediğim Marie Jade hikaye dizisini 1986'da Fransız yazar Rodolphe ile gerçekleştirmiş ve Pilote et Charlie'de yayınlamışlardı. Sondaki yoğurt, Scheuer'in bir reklâm çalışması.
9 Aralık 2012 Pazar
Akbaba Nick Knatterton'a Karşı - bölüm 2
Akbaba Nick Knatterton'a karşı
1965'in ilk sayısında başlayan 'Casuslara Karşı' hikâyesiyle Knatterton'un 'Zehir Hafiye' adı altındaki Akbaba serüveni 5 sayı devam ettikten sonra, bir hafta şeker bayramı arasından dönüşte birden çarşaflıyor. Bakıyoruz ki Zehir hafiye estetik ameliyatıyla suratını değiştirmiş, "Çok yumuşak bir tip oldum yahu" diye yakınıyor. Çizgilerdeki bariz değişim ise gözden kaçacak gibi değil. O günlerde saf saf okuduğumuz sayfaları şimdi orijinaliyle karşılaştırdığımızda, orijinal hikâyeyi kullanmayı sürdürme endişesiyle yerli çizerimizin bir sayfa süren atraksiyonla, yeni durumu hikâyenin orijinal akışına yedirme çabasını izliyoruz.
Örneklerde Knatterton'un şapkasına birileri tarafından yerleştirilen transistörlü vericiyi izlediği kareye karşılık, Zehirin elinde bir ayna var, yeni suratını izlemekle meşgul. Zaten sayfa sonunda da "Çaktım! Zehir öldü, yaşasın Hızır hafiye!" diye bağlamayı çekip işi bitiriyoruz! Serüven bundan sonraki sayılarda 'Hızır Hafiye' olarak sürüyor, senaryo orijinal Knatterton senaryosu olarak kalmak üzere... (Yerli çizerin kimliği hakkında tahmin yürütmek mümkün ama spekülasyona gerek görmüyorum. Ayrıca bir önemi de yok artık.)
Nasıl ama? telif problemine karşı bizde çare tükenmez! En azından sorunun bu olduğunu söylemek mümkün. O yıllar, çizgiromanların aydıngerle kopyalandığı, yabancı bestelerin üzerlerine söz yazılıp aranjman diye yutturulduğu, hattâ eser pek tanınmıyorsa yerli beste diye kakalandığı, üniversitelerde batıdan akademik yayın intihallerinin gırla gittiği, kimin eli kimin cebinde belli olmayan zamanlar olduğu için, Knatterton'un başına gelenin de farklı bir şey olmadığını düşünmek çok doğal değil mi?
Nick Knatterton'un 'Das Geheimnis Der Superbiene' (Süper Arının Sırrı) adlı 8. hikâyesidir bu muameleye maruz kalan. Yazının sonunda, orijinali ile birlikte, Akbaba'lardan derlediğim hikâyenin tamamını sizlerle paylaşıyorum. Şimdilik okumaya devam ediniz! Çünkü bununla bitmiyor...
Varan iki!
Aradan 10 hafta geçiyor ve aradaki duyurularla birlikte, Akbaba yeni bir çizgihikâyeye başlıyor; Nazik Sülüman! Çizen Yalçın Çetin... Daha önce yine Akbaba’da ‘Gündüz İnsan Gece Hırt’ ile pek sevilen bir imza Yalçın Çetin. Ne çıkacak diye bakıyoruz, ilk sayı özgün görünüyor, gerçi sunum pirelendirmiyor değil. Ama işte İki sayı sonra endişemizi boşa çıkarmıyor ve bu sefer Nick Knatterton’un 6. kitabı ‘Die Million Im Eimer’ (Kovadaki Milyon) baştan birkaç sayfa atlayarak birebir taklit yoluyla bizlere sunuluyor.
(Bu hikâyeyi de eksik tek sayfasını bulduğumda beğeninize sunacağım.)
Ve yine bitmiyor...
Varan 3½ !
Knatterton’un 6. Kitabı, oldukça bahtsız... İlerliyoruz, 1966’nın Akbaba 13. Sayısına geldiğimizde, bu sefer bir James Bond parodisine başlıyoruz. İmza ise Bülent Şeren. Yine derginin gedikli çizerlerinden biri, karikatürleri, ve daha öncesinde haftalık dizi halinde yaptığı Alphonse Daudet’den Taraskonlu Tartaren resimlemesi ve Güliver gibi de nitelikli edebiyat uyarlamalarıyla sevdiğimiz bir çizer. Ne yapıyor biliyor musunuz? Daha önce Yalçın Çetin’in ‘Kovadaki Milyon’un başında kullanmadığını söylediğim o bir kaç sayfayı herhalde israf olmasın diye bu yeni dizinin girişinde değerlendiriyor! Ve karşınızda Ceymis Bont 003½ !
İşte mizah dergiciliğimizde, gülsek mi yoksa ağlasak mı bilemediğimiz bir garip intihal vak’ası. Eminim daha kurcalansa arkası gelecektir ama ben pes ve sonra da pas diyorum!.. Gerisi takdirinize kalmış.
8 Aralık 2012 Cumartesi
Akbaba Nick Knatterton'a Karşı - bölüm 1
(Garip bir intihal vak'ası)
Bir zamanlar Akbaba...
Akbaba dergisi 1922'de eski
harflerle yayınına başlayıp, 1933'de lâtin alfabesine geçip, 1977'ye kadar
hayatını sürdüren (55 yıl) kendi alanında en uzun ömürlü süreli yayındı.
Kurucuları, yeni nesillerin pek de tanımayacağı Yusuf Ziya Ortaç ve Orhan
Seyfi Orhon'du. Aktüel, politik ve biraz da erotik kapsamlı bir mizah
dergisiydi. Yani, Gırgır, Fırt vs ekolünden önce Akbaba vardı.
Zengin içeriğe sahip derginin hep zengin bir yazar-çizer kadrosu da
olmuştu. Ben yetiştiğim devreden örneklersem; Başyazar Yusuf Ziya Ortaç, Aziz Nesin, Nimet Arzık, Şemsi Belli, Adnan Veli,
Ergin Ortaç, çizerlerden; Necmi Rıza, Zeki Beyner, Burhan, Cafer Zorlu, Semih
Balcıoğlu, Mim Uykusuz, Bülent Şeren, geçmişde Cemal Nadir, Ali Ulvi, Ramiz
Gökçe, Münif Fehim sayılabilir bir çırpıda.
Başyazarın politik makalelerinin
devamında, genelde tamama yakını sol kabul edilen yapıda bir kadronun elinden
çıkma Mizah öyküleri ve karikatürlerin aralarında fıkralar, bir-iki şiir, bir
öykü çevirisi, tarihten derlemeler, bir ya da iki tam sayfa süreli çizgi roman
ki bunların bazıları edebiyat uyarlamaları oluyordu, ve gitgide arka sayfalara
doğru dünya karikatüründen örnekler içeren sayfalar yeralmaktaydı. Unutmadan, Turhan Selçuk'un Abdülcanbaz'ının ilk yayın platformu da bu çizgiroman sayfalarıdır.
Bir diğer not da, bu dünya karikatürleri her nedense, Fransız, Amerikan kökenli
hafif erotik nitelikli işlerdi 60'lı ve 70'li yıllarda. O devrin Türkiye'sinde
biraz Müslüman mahallesinde salyangoz satmak gibiydi ama olsun,
çağdaşlaşıyorduk ya!
Şimdi dönüp baktığımda, nostaljik
keyfinin yanı sıra, dönemle ilgili aydınlatıcı belge niteliği taşıdığını da
düşünüyorum bu derginin. Bugün yakın tarih üzerine tartışılan pek çok konuda,
doğrusu-eğrisiyle, o zamanın ruhunun yansıdığı bir kaynak.
Asıl konumuz Akbaba'nın tanıtımı
olmamakla birlikte, bir önbilgilendirmenin tanımayanlara faydası olacaktır diye
yaptım bu özeti. Şimdi gelelim Ülkemin mizah dergisinin, Almanın Hafiye
çizgiromanıyla karşılaşmasının hikâyesine;
3~4 sene kadar önce Almanlar
çizgiroman üzerine neler üretiyorlar diye bakınırken, 1950-59 arasında ses
getirmiş, Manfred Schmidt (1913-99)
adlı çizerin Nick Knatterton adlı
çizgi dizisine rastgelmiştim. Bir tür dedektif, Sherlock Holmes parodisi olan
çizgiromanın kahramanı Holmes gibi pipo içer, Holmes'un ekose pelerinine
karşılık ekose takım giyer. Hedef kitlesi daha ziyade yetişkinler olan Nick
Knatterton, Almanya'da yayınlanmaya başladıktan sonra Schmidt'in özgün çizgi ve
anlatım tarzıyla kısa sürede büyük başarı kazanmış ve sanatçının stüdyosunda
animasyon haline de getirilmişti.
İşte bu karşılaşma beni doğrudan
Akbaba'lı yıllarıma götürüverdi. (Milliyet Çocuk'a da götürebilirdi ama ben MÇ
yıllarında bir erişkin olarak artık çocuk dergileriyle hemhâl olmuyordum). Daha
sonra araştırmaya giriştiğimde, Nick Knatterton'un aynen hatırladığım gibi 1965
yılında Akbaba'da yayınlandığını buldum. Eğer 30 yıl kadar önce bir gaflet
anında aile kararıyla yaklaşık 12~13 senelik eksiksiz Akbaba birikimini yok
bahasına satmamış olsaydık her şey çok daha kolay olacaktı benim için. Tabi iş
bu kadarla bitse yine iyiydi, asıl hikâye bununla başlıyor.
Evet, Nick Knatterton 1965 1. sayı itibariyle Akbaba'da Zehir Hafiye adıyla yayınlanmaya
başlanmıştı. Zehir deyince hemen bilenler bağlantısını kurmuş olacaktırlar,
70'li yıllarda Nick Knatterton'un bazı hikâyeleri Milliyet Çocuk'da da yayınlanmıştı,
Halit Kıvanç çevirisiyle ve aynı adla... Buradan
geri giderek baktığımızda, sanıyorum Kıvanç, bu çevirilere 1965'de Akbaba'daki
söz konusu serüven kapsamında başlamış bulunmaktaydı. Bilerek söylemiyorum,
çünkü Akbaba’da bu hususta bir veri bulunmamaktaydı, sadece bağlantıları bir araya getirerek sonuç çıkarıyorum. Yani, Kombiniere!
(Keşke Halit bey bir şekilde konuya ışık tutsa, ben teyid ettirmek için
kendisine bir erişim yolu aradım ama bulamadım.)
Knatterton'un Alman diline yerleştirdiği 'Kombiniere:' ifadesi (combine, combined, birleştirmek, birbirleriyle bağlantısını kurmak anlamında) Kıvanç tarafından o müthiş adaptasyon yeteneğiyle 'Çaktım!' olarak aktarılmıştı önce Akbaba'da sonra MÇ'da. Orijinalinde olmadığı kadar argoyla Akbaba'nın o hafif erotik havasına da uyabilecek şekilde bir Öztürk Serengil üslubu kullanılarak ('temem mi, temem' gibi) başlayan epey eğlenceli çeviri, tabi ki MÇ kapsamında hiç de öyle sürmedi. Orijinaliyle karşılaştırabildiğim kadarıyla aslına sadık bir üslûpta devam etti gitti, belki hattâ biraz da çocuk dergisine uyacak şekilde -sansürlendi demeyelim- törpülendi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











