15 Nisan 2015 Çarşamba

Self Servis - Brindisi (*Güncellenmiş)

Self Servis 1989'da yayınlanmıştı. Senaryo, Peppe Ferrandino, çizim ise, Bruno Brindisi idi. Brindisi'yi biz ülkemizde Dylan Dog ve Tex işleriyle tanıyoruz, mâlûmunuz. Halbuki, kariyerinde kendini kanıtlayıp 1991'de Bonelli endüstrisi çarkları arasına katılıp para kazanmaya başlamadan önce, o da pek çok benzeri gibi farklı yollardan geçmişti. (Aşağıda üstadın Bonelli âleminde nasıl zorla çalıştırıldığının resmini görüyorsunuz.)

Bu da o döneme ait bir 'Kanlı Kara Komedi', 12 sayfalık küçük bir aşırı obsesif narsisizm hikâyesi...


[ SELF SERViS ]
[ ALTERNATiF SERViS ]




Geçen gün bir arkadaşımızın yaptığı bilgilendirme üzerine Stephen King'in "Yaşama Hırsı" (Survivor Type) adlı hikâyesini okuma fırsatı buldum. Kendisinin de dediği gibi. "Self Servis" ile paralellik taşıyor olması nedeniyle Türkçe-İngilizce bir küçük pakette topladığım ve ayrıca 2011, 2012 ve 2013'de yapılmış üç kısa film uyarlaması mevcut olan bu güzel hikâyeyi de öneririm sizlere.

[ ÇABALAYAN BiRi ]

15 yorum:

  1. Kendin pişir kendin ye :) …

    Okurken Hannibal Lecter’in kurbanının beyninden kestiği bir parçayı tavada kızartarak yine kurbanına yedirdiği sahne aklıma geldi, içim yine bir tuhaf oldu. :)

    Bir de Japon mangalarının kanlı baskılar da denen muzan-e ekolü var biliyorsunuz. Bazı örnekleri var ki, gerçekten sınırları zorluyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hannibal "the cannibal" Lecter, herhalde sinemanın en çarpıcı tiplemelerinden biri olmuştu ustasının elinde. Üstelik de böylesine bir karakteri hepimiz baya sevmiştik. Sinema insana bunu da yaptırabiliyor. Bizim Osvaldo ise, ne yapıyorsa kendine yapıyor hiç değilse :)

      Mu zan e'lerle yakın zamanda tanıştım ben, fazla da şaşırmadım. Çünkü geçmişte akla ziyan üç-beş bu tarz Japon filmi seyretmiştim. Bu arkadaşlar herşeyi b.kunu çıkarana kadar zorluyorlar. Çok etkileyici işler sinemada da, çizgiromanda da ürettikleri ama batıda genel bir sansürle karşılaşıyorlar tabi. Bu biraz Japon kültürünün kendine özel durumlarıyla ilgili herhalde.

      Sil
  2. diğer tüm insanları pislik gibi görmek insanın en korkunç hastalığı bence

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öyle gerçekten ama 'öteki'ni imha etmeye kalkmadıktan sonra sorun yok bence. En fazla Osvaldo gibi kendi kendini yer, kalanı da çöpe gider. :)

      Sil
  3. Dilimizde "kendi kendini yemek", "içi içini kemirmek" filan gibi deyimler var. Her ne kadar bu öyküde anlatılan tam olarak onu kast etmese de, biraz zorlayarak kendi kendini yiyenlerin de içsel çürümeyi başlattıklarına yorabiliriz bu öyküyü.

    Netekim çok taze et makbul değildir. Etin biraz dinlenmişi, bir bakıma, yaşlanmışını tavsiye eder kasaplar.. Özetle; nice yaşlara, sağlıkla, Süheyl... :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mümkün tabii, hikâyenin görünür kanlı mizahî çehresinin altında daha felsefî bir boyut aranabilir. Pek de yanlış olmaz hani.

      Yani kasaptaki etten, doğum günüme sözü getirmişsin ya, nefisti valla. :) Teşekkür ederim Hakan, nice yaşları, nice seneleri hep birlikte yaşarız hayırlısıyla...

      Sil
  4. Elinize sağlık. Zahmet olmazsa dosyayı mediafire'a yükleyebilir misiniz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Küçük dosyaları Depositfiles'a yüklüyorum. İki dakikada indirebilirsiniz problemsiz bir şekilde.

      Sil
    2. Dpfiles'a girmeye çalışınca mahkeme kararı çıkıyor. yurtta kaldığım için dns ayarları işe yaramıyor. ilginçtir mediafire'a da giremiyordum ama bu sabah birden mediafire açıldı. mahkeme kararı mı kalktı yoksa yurdun servis sağlayıcısı mı düzeltti onu bilemiyecem. yine de sağolasın.

      Sil
    3. Valla bu mahkeme kararları bizi maymuna çevirdi. Ben hep bu serverlardan para ile hizmet alan insanları düşünüyorum. Onların da karşı dava açmaları lâzım kanısındayım.

      Bir Mediafire 'Alternatif servisi' ilâve ettim. (Onlar da direkt link vermemeye başladılar, hadi hayırlısı bakalım.) :)

      Sil
  5. Çok sağolun, hikaye hoşuma gitti. Bana Stephen King'in Sis kitabında geçen Survivor Type (türkçesini unuttum ingilizcesini wikiden baktım) hikayesini hatırlattı. Orda şartlar ve neden farklıydı ama baş karakter kibirli biriydi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Doğrusu Stephen King'in üslûbuna hiç de uzak olmayan bir hikâyeydi Self Servis. Sis'i okumamıştım, şimdi meraklandım. En kısa zamanda umarım...

      Sil
  6. Survivor Type'a peşpeşe 3 film çekilmiş, muhtemelen dolar bebekleridir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hımm, o konuda hiç bir bilgim yok. Bakmak lâzım.

      Sil
    2. Evet öyleymiş gerçekten. :)

      Sil