2 Mart 2016 Çarşamba

Akbaba Nick Knatterton'a Karşı - bölüm 3


Varan üç!
Her ne kadar çokca zaman geçmiş ve 2. bölümün sonunda 'pes vallahi' deyip bırakmışsam da, o bölümde 'Varan' üç!' başlığı altında ele aldığım 'Ceymis Bont 003½ !'u, 'Varan 3½ !' olarak revize edip arada atlamış olduğum ve yayın sırasıyla 10 Kasım tarihli Akbaba sayı 1965/46'da tefrika edilmeye başlanmış olan bu üçüncü Knatterton katli resminin tamamını sizlerle paylaşmadan geçmek haksızlık olurdu diye düşünerek bir kere daha bu önemli 'çizgiromanda intihal' vak'asını ele almak üzere kolları sıvıyorum. (Edebiyat hocamın uyarısı: "Bu kadar uzun cümle kurma!")
Daha önce 'Nazik Sülüman' adlı hikâyede olduğu gibi, Yengeç Teyfik de Bir Knatterton senaryosunun kullanılıp, orijinal esere sanki stoyboard'muş gibi muamele edilerek karelerin teker teker yeniden çizilmesiyle gerçekleştirilen bir 'iş'. Yine hiç yanıltmayan Nick Knatterton tarzı girizgâhı ile karşımıza çıkan 'Yengeç Teyfik' usta karikatürist Semih Balcıoğlu imzalı. Zamanında (belki bugün de) dünyanın en iyi karikatüristleri arasında yeralmış, birçok karikatür müzesinde eserleri sergilenen, ayrıca onlarca kişisel sergi açmış, çok sayıda ödülü ve kitapları bulunan bu önemli çizgi ve mizah ustasını böyle bir başlık altında ele alıyor olmak bile oturup biraz düşünmek için yeterli bir sebep.
Tam ismi Nikolaus Kuno Freiherr von Knatter olup "Nick Carter" ve "Nat Pinkerton"'u anıştıran, Manfred Schmidt (1913–1999) imzalı ünlü Alman dedektif Nick Knatterton'un bir diğer 'istismar edilmiş' bu hikâyesinin adı ise "Die rasierseifen - Geheimwaffe" (Traş sabunu - Gizli silah), dizinin 9. kitabı. Müteveffa Schmidt'in daha hayatta iken kemiklerini sızlatıp "romatizma mı oluyorum ne?" diye de endişelendiren bu ibretlik Balcıoğlu 'ürününü', devamında orijinali ile birlikte (eğer Almancanız varsa tabi) okuyabilirsiniz. Böylece 'Bir garip intihal Vak'ası' çalışmamızın da sonuna gelmiş bulunuyoruz gecikmiş de olsa. Herkese derin okumalar...


23 Şubat 2016 Salı

Dön Yatağına George! - Bernet

"Vuelve a la cama, George", Cimoc #13 (1982)
Yeterince içimiz karardı sanırım. Biraz da mizah ekleyelim, kara-mizah olsun...

Manuel Auad'ın "Bernet" adlı derlemesinin sunumunda Will Eisner, Jordi Bernet'in işleri hakkındaki izlenimlerini şöyle ifade ediyor:
"Karşımızda saf hikaye anlatma sanatı üreten bir adam var. Bu aslında başlı başına bir anlatım aracı olan çizerlik için çok benzersiz nitelikte minimalizm kullanan bir sanattır. Benim sıralı anlatım sanatı felsefeme de uyuyor bu. Onun sanatının gelişimini büyük bir ilgiyle takip ettim..."

17 Şubat 2016 Çarşamba

Beyaz Şeytan... Sarı Şeytan! - Toth

Bir başka minimalist büyük usta, dinamik tarzıyla her zaman çarpıcı anlatımlar üretmiş olan Alex Toth'la devam edelim. Sanatçının sayısız eserleri arasında, savaş hikâyeleri de belli bir yer tutmuş, bizde pek bilinmese de. Vietnam'da Amerika'nın son senesi, 1972'de çizilmiş, Joe Kubert'in editörlüğünü yaptığı o senenin Star Spangled War Stories'in Ağustos-Eylül sayısında ilk olarak yer almış bu küçük hikâyeyi görmeden geçmek olamazdı sanırım. Senaryo ise, Bob Kanigher...

9 Şubat 2016 Salı

Balta - Jeff Jones

İlk olarak 1970, Vampirella sayı 5'te yayınlanmıştı "An Axe to Grind". Jones'un Vaughn Bode ile beraber kapaklar falan ürettikleri zamanlar, aşağıda bir örneği mevcut. Çizgide de karşılıklı etkileşimler oldukça fazla. Ama sanatçının minimalist estetiği her zamanki gücünde. Ne yazık ki bizde de Süper Korku bünyesinde, saçma sapan bir çeviriyle yer almış olan bu zarif eseri kendimce yeniden ele aldım. Hikâyenin ismi olan deyimin panellerde birkaç defa farklı anlamlarda kullanılışı işi zorlaştıran bir unsurdu. Yine de uyarlamalarım pek fena olmadı sanırım.
Vampirella n.04 kapağı için.

25 Ocak 2016 Pazartesi

Haykırışlar ve Mırıldanmalar'dan

KIYAMET / Jack Handey

İllüstrasyon: Brian REA

Yıl 2042. Dünya hızla kıyamete doğru ilerliyor. Gökyüzü gün ortasında karanlık, ulumalar ve çığlıklar her gece. Kırsal bölgelerde yağmacı çeteler dolanıyor, avlıyor ve yiyorlar türdeşlerini.
Posta haftada aşağı yukarı bir kere geliyor, şanslıysanız iki. O da çoğunlukla reklam postası oluyor. Her nasılsa korkunç bir dergiye abone olmuştum; Günümüzde Yamyamlık. Dehşet verici fotograflar ve yemek tarifleri vermekte. Derginin dağıtım bölümüne yazmıştım, aboneliğimi iptal etsinler diye ama her ayın yeni sayısını yanında şöyle bir notla birlikte almaya devam ediyorum; "Hoş geldiniz Yeni Abonemiz!". Artık hiçbir şey mantıklı gelmiyor.
♦
Bugün bir şeyleri ya da birini kovalayan vahşî köpeklerin seslerini duydum. Ürkütücü bir çığlık ve sonra sessizlik.
Ayrıca bir de bilgi notu aldım en sevdiğim dergi, Hayatta Kalma Bahçeleri'nden, yayınlarına son verdiklerini bildiren. Tam da tahmin ettiğim gibi. Sayfa sayısı ve sayfaların boyutları küçülüyor ve küçülüyordu gitgide.
Kendimi kimsesiz hissettim. Nasıl bir dünyadır ki bu, Hayatta Kalma Bahçeleri gibi bilgilendirici, yararlı bir dergi iflâs edebilirken, Tecavüz ve Hitler! gibi aşağılık paçavralar, kaprisli moda mankenlerinin parıltılı reklâmlarıyla dolu oluyordu?
Hayatta Kalma Bahçeleri'ne bir karikatür yollamıştım. Bir çiftçiyi gösteriyordu elinde çapasıyla. Devâsâ bir asteroit tarlasına düşmekte. Çiftçi ise "Eh, havuç işte" diyor. Satın almadılar ama güzel bir red mektubu geldi dergiden.
Hayatta Kalma Bahçeleri'nden gönderilen notta derginin yayınına ileriki bir tarihte tekrar başlamayı umduklarını söylüyorlardı ama bu sefer daha az bahçecilik ve daha çok işkence üzerine odaklanacaklardı.
♦
İptal talebime rağmen Günümüzde Yamyamlık gelmeye devam ediyor. Radyoda Büyük Lider'in yamyam bölgesinin önemli bölümünü tekrar ele geçirdiği söyleniyor. Peki o zaman, neden Günümüzde Yamyamlık’ın yayınlandığı yer olan Wichita'yı fethetmemişler acaba? Merak uyandıran bir durum.
Bizim nabız gibi atan dev güneşimiz haftalardır ilk kez yüzünü gösteriyor. Güzel bir duygu bu.
Saklanma yerleri adlı derginin bedava örnek sayısını aldığımda ruh hâlim daha bir aydınlanıyor. Zannediyorum ki, güvenilir, gizli bir saklanma yerinin nasıl yapılacağını anlatacak. Ama elbette hayır —başkalarının saklanma yerleri nasıl bulunur ve o insanlardan nasıl temizlenir, onun hakkında, esasen duman bombaları kullanılarak.
♦
X-ışını fırtınaları beni kurşun kaplama barınağa girmek zorunda bıraktı. Zırhlı bir aracın ön tarafta durduğunu duyuyorum, biraz sonra tekrar hareket ediyor. Postacı bu.
Okuma malzemesi açısından epey çaresiz durumda olduğumdan aceleyle posta kutusuna koşuyorum, keşfedilecek sadece birkaç tanıtım mektubu ve Günümüzde Yamyamlık’ın çift sayısı var. Ben bulanık eflatun bulutların altında dururken, asit yağmuru damlaları yüzümü ıslatıyor. Gözlerime inanamıyorum. Derginin kapağında berbat görünümlü bir kıro bir bebeği yiyor! Kızarmış yavruyu karpuz dilimi gibi dişlerine götürüyor. Başlıkta okunansa şu; “PATATESİN YANINDA NE GİDER? BİR VELET!”. Midem bulanıyor.
Bu iğrenç çöp parçasını iptal ettirmeye kararlıyım. Termafon ile bir şekilde dağıtım bölümüne ulaşmayı başardım. Fakat beklemeye alınıyorum. Frank Sinatra’nın söylediği  “Come Fly with Me”nin bir kaydı tekrar tekrar çalıyor.
Kendimi öldürmeyi düşünüyorum.
♦
Sonra garip bir şey oluyor; X-ışını fırtınası aniden kesiliyor. Öte yandan, Günümüzde Yamyamlık’ın birkaç sayısı daha geldikten sonra, çok da kötü bir dergi olmadığını fark ediyorum. Evet, dehşetengiz yemek tarifleri ve fotoğraflar içeriyor ama bunun yanı sıra eğlenceli şeyler de var, yıldız gözlem sütunu gibi. Yamyam olmasanız bile makaleler ilginç olabiliyor,  insan etinin gerçekte sizin için biftek veya köpek etinden nasıl daha iyi olduğu hakkındaki yazı gibi. Üstelik oldukça iyi hikâyeler de var.
Günümüzde Yamyamlık gelmeyi bıraktı. Gerçi Dünyadaki en iyi dergi değildi ama bir süre geçince bazı şeyler alışkanlık haline geliyor. Telefonla aboneliğimi yenilemeye çalışıyorum ama ulaşamıyorum. Birkaç huzursuz günden sonra “yazı işleri”nden elle yazılmış bir mektup alıyorum. Derginin toplu-posta iznini kaybettiğini söylüyor ve eğer son sayıyı istiyorsam iki kilometre ötedeki terkedilmiş çiftliğe gitmeliymişim, hava karardıktan sonra. Ve birkaç arkadaş da getirmeliymişim. ♦

THE NEW YORKER. 3 Ağustos 2015
Çeviri, SToktan

19 Ocak 2016 Salı

Cappa, bir kez daha...

Frank Cappa karakteri nasıl oluşmuştur, adını nereden alır diye hiç aklınıza geldi mi? Tahmin edebileceğiniz gibi, benim geldi. Fazla düşünmeye gerek de duymadan iki isim canlanmıştı hafızamda.

Sadece 'soyad benzerliği' ile kalmayıp, karakterimizin yapılanmasına bilhassa etkileriyle belirginleşen ünlülerden ilki ve en önemlisi, Macar savaş fotografçısı ve foto muhabir Robert Capa (1913-1954). Kariyerinde İspanyol içsavaşı, Japonya'ya karşı Çin direnişi, 2. Dünya Savaşındaki önemli savaş muhabirliği çalışmaları ve bir kara mayınına basarak hayatını kaybettiği Birinci Çinhindi savaşı da yeralan bu ünlü basın mensubunun Frank Cappa ile bağlantısını açıklamak için başka söze gerek olmadığını düşünüyorum. 
İkinci isim ise, Amerikalı-İtalyan yönetmen Frank Capra (1897-1991). Ve Capra'nın önemli iki filminde, James Stewart'ın “It's a Wonderful Life” (1946)'da canlandırdığı George Bailey karakteri ve yine James Stewart'ın “Mr. Smith Goes to Washington” (1939)'da canlandırdığı Jefferson Smith karakteri, insana olan inanç, topluma karşı şüphecilik, şiirsel bir içgüdü, ironi zevki gibi kişilik özellikleri ve düşünce tarzı ile Capra ile olan 'ağır' bir ad-soyad benzerliği beraberinde, karakterin tanımlanmasında Manfred Sommer tarafından Cappa ile nasıl kaynaştırıldığını görmek zor değil.

Buna ek olarak hatırlanması gereken bir diğer ilginç boyut da, yaratıcısı Sommer'den Cappa'ya uzanan bağdır tabii ki. Karakterimizin yazar aracılığıyla bize aktardığı ideolojik serüveni, bir kahramanın ihtiyaç duyduğu bir dizi damıtılmış ahlâkî mütâlaalar ve okuyucuya orada anlatılanlar hakkında eleştirel bir duruşu benimsetme endişesi olarak tarif edilebilir. Normal olarak bunlar karakter tarafından alınan bir 'duruşun' ifadesi olmakla birlikte, pek çok hâlde Sommer'in öteki benini, 'alter ego'sunu da oluşturuyor. Cappa'nın kurguda doğum tarihinin sanatçı ile aynı, yani 27 mayıs olması, bu durumda hiç rastlantı değilmiş gibi.

Üzerine daha çok şey söylenebilecek olan Cappa karakterini iyi tarif eden şu bilinen sözle, fazla uzatmadan bitirelim:
“Eğer fotograflarınız yeterince iyi değilse, yeterince yakın olmadığınızdandır.”
- Robert Capa.
Frank Cappa da ustasını kılavuz alarak hep en yakından ve hep esasta mağdurların gözünden deklanşöre basmıyor mu?

Bu sefer çevirdiğim birbirinden bağımsız ama aynı çerçeve kapsamında etkileyici söyleyecekleri olan bu iki (esasen bir, diğeri oldukça sözsüz) hikayeyi seversiniz sanıyorum.

11 Ocak 2016 Pazartesi

EC Comics'e neler oldu? -III

Suçlu Ayağa Kalk!

Bu hafta konunun kapanışını önceki bölümde ele aldığımız Al Feldstein'ın yazdığı, Joe Orlando'nun çizdiği ve 1953'de EC Comics, Weird Fantasy #18'de yayınlanmış olan “Judgment Day” adlı o 'meşum' hikâyeyi Türkçesinden okuyarak yapacağız. Eseri hem renkli hem de siyah-beyaz olarak balonladım ama bu sayfada özellikle renklisine yer vereceğim çünkü içerik itibariyle hikâyenin renklere 'ihtiyacı' var. Her iki sürüme birarada en alttaki bağlantıdan erişebilirsiniz. Ne de olsa, orijinal Orlando çizgilerinin tadı da başka güzel.
* Night Court: 1994-82 tarihli TV komedi dizisi. [ https://youtu.be/tUltrX-ICew ]