31 Ekim 2017 Salı

Ararsan onları eğer...


Miguel Hernández, 20. yüzyıl İspanyol edebiyatında özel bir öneme sahip şair ve drama yazarıdır. 30 Ekim 1910’da doğmuş, 28 Mart 1942’de daha 31 yaşındayken, Franco’nun zindanlarında vebadan ölmüştür. Gözlerinin bir türlü kapanmadığı anlatılır.

BANG! Trocha #01 "Si los buscais..." (1977)

Tanınmış İspanyalı şair Miguel Hernández, Cumhuriyetçi-uluslararası tugay güçlerinin, milliyetçi-Alman nazi ittifakına karşı verdikleri antifaşist savaş sırasında Aralık 1937 - Şubat 38 tarihleri arasında Teruel çevresindeki muharebeler ve mücadelenin muzaffer anları üzerine bir kitabe kaleme almıştı. Teruel’in şiddetli kışında “kar, soğuk ve rüzgâra” meydan okuyan askerlerin cesaretinin şarkısı olan şiirsel tonda bir metindi bu:

"Ararsan eğer onları
kurşunlar ve patlamalar arasında bulacaksın:
mevzîlerinde kımıldamadan.
Onları ararsan eğer,
karlara gömülmüş bulacaksın,
saldırısına uğradıkları,
coşku ve mutlulukla eriten onu;
mevzîlerinde kımıldamadan.
Onları ararsan eğer,
kışa, rüzgâra, soğuğa boğulmuş bulacaksın onları,
şenlik ateşi gibi yanarken;
mevzîlerinde kımıldamadan."

*Yeni bir kırılma noktasının eşiğinde görünen İspanya'nın o büyük alt üst oluş günlerini hatırlamak ve hatırlatmak için…

27 Ekim 2017 Cuma

Adım Köpek - Édith & Riff


Bu şirinliğe sayfaları düzenlemekten başka bir katkım olmamakla birlikte
-çünkü yazısız hikâye, prensiplerimi esnetip üleşmek ihtiyacı duydum.
Bakınca göreceksiniz.

21 Ekim 2017 Cumartesi

Nick Knatterton, "Cumaları Her zaman"

Çizgifilme de el attık! Haydi hayırlısı...

Arzu edenler yaman dedektifin bu hikâyesinin Alman sanatçı Manfred Schmidt'in kaleminden çıkma çizgiromanını da indirip bakabilirler.

14 Ekim 2017 Cumartesi

Nutuk - Font


"Historias negras. La Arenga", Alfonso FONT (yazar&çizer) / SToktan (çevirir),
Creepy (Toutain Editor) #31 / 1980

9 Ekim 2017 Pazartesi

50


14 Haziran 1928 - 9 Ekim 1967

Don Martin'in idam mangaları

29 Eylül 2017 Cuma

Spiru ve Balon Adamlar - Franquin & Roba





🐕
Spiru ve
Balon Adamlar

"Spirou et les Hommes-bulles"
ilk baskı: Le Parisien libéré (1958)

Cep Boyu
"Les Petits Formats"
ilk baskı: Le Parisien libéré (1958)
ikinci baskı: Le journal de Spirou 1273 - 1302 (1962).

Yazan: André Franquin, çizenler: Franquin ve Jean Roba, Fransızca aslından çeviri, düzenleme: SToktan

Daha en başında 'Müren Yatağı'nın devamı olduğu izlenimini veren hikâye aslında sağlam bir içerik ve kahramanları devralarak yeni bir serüvene 'yelken' açıyor. Balon Adamlar, Spiru dergi bünyesinde hiç yer almayıp, sadece Le Parisien libéré adlı gazetede yayınlanmış olmasıyla bir fark da yaratıyor.

Devamındaki Cep Boyu adlı hikâye ise, yine (çevirinin son sayfalarında bir örneğini göreceğiniz gibi) aynı gazetede yayınlanmakla birlikte, 1962'de her nasılsa Spiru dergide de okuyucusuna ulaşma fırsatı buluyor. 1965'de ise bu iki güzel hikâye her zaman olduğu gibi Dupuis tarafından tek albümde toparlanıyor.
➤
Yvan Delporte (yazar ve Spiru derginin baş editörü), André Franquin, Liliane Franquin ve Jean Roba, Peyo'nun 50nci yaş gününde.
/1978

*Spiru Türkçeleştirmeleri hususunda bizi iyi gaza getiren Mehmet Dal arkadaşıma hediyemdir.

19 Eylül 2017 Salı

Marie Jade - Scheuer & Rodolphe


Avusturyalı çizgiband sanatçısı Chris Scheuer, tarzıyla dikkat çekmiş bir çizerdir. 1984 Max und Moritz Award'da Alman dilinde en iyi sanatçı ödülüne (yani neymiş? 'germanofon'muş) sahiptir. Örneklediğim Marie Jade hikaye dizisini 1986'da Fransız yazar Rodolphe ile gerçekleştirmiş ve Pilote et Charlie'de yayınlamışlardı. Sondaki yoğurt, Scheuer'in bir reklâm çalışması.

8 Eylül 2017 Cuma

Karafatma Bébert, Yann & Conrad

1981 tarihli ikiyüz sayfalık Spirou Festival özel ekde yer alan Bébert le Cancrelat, 1984'de de siyah-beyaz hâliyle sadece 1500 adet özel baskı bir kitapçık olarak yayınlanmıştı.

*Mehmet Sevinç arkadaşıma hediyemdir.


31 Ağustos 2017 Perşembe

'Kafes' ve düşündürdükleri

19. yüzyılın bilimsel/keşifci/maceracı ruhunu koklamamış ve büyüsüne kapılmamış kimse pek yoktur. Bilinmeyenin göbeğine dalma hazzı ve kimi zaman gizemci hattâ doğaüstücü dürtülerin de beslediği bu serüvenci ruh, pozitif bilimlerin henüz ülkücü bir yönelimle ama aynı zamanda palazlanan vahşi kapitalizmin yeni kaynak ve pazar arayışlarına (çoğunlukla) farkına varmadan öncü olan yeni yollar açmıştı (Avrupalılar tarafından) bilinenin ötesindeki dünyaya.

Brian Bolland da o oryantalist ruhun bir yansımasını kuvvetli biçimde vurguladığı kısa, hattâ bir girizgâh görünümlü hikâyesi ve buna ilaveten tek sayfalık Mr. Maloulian bakışıyla konuyu bu boyutuyla tartışmak istiyor.

Aslında Türkistan Türkçesinde "kapas" kapalı, basık, boğucu anlamına geliyor. Kafes ise "kapasa". Hikâyedeki "Taklamakan, Lop Nor (Lop Nur), Urumçi" gibi yer adlarına kısmen aşina olsak da, okuma sonrası insanda araştırma isteği uyandırıyorlar. Özellikle de herhalde çoğumuz için bir 'bilinmeyen' olan ve hikâyedeki yolculuğun hedef noktası olan "Lop Nur" (şu anda sadece tuzla) aşağıda göreceğiniz gibi üzerine odaklanmayı gerekli kılıyor.

Lop Nur tuzlaları, Çin'in Sincan-Uygur özerk bölgesinde, batısı Taklamakan çölü, kuzeyinde ise Kuruk Dagh (kuru dağ) arasındaki bir zamanlar Eski adıyla "Gezen" Göl, Lop Nur gölü (Hattâ daha eskisinde 'denizi') bulunan bölgededir.

Bugün bu eski tuz gölünden geri kalan, kavisli şekiller hâlinde gözlenebilen tuz kaplı göl yatağı.

Yağmur suyu verimi ve buharlaşma arasındaki dengeye bağlı olarak, Lop Nur, boyut ve konum bakımından büyük ölçüde değiştiği için "The Wandering Lake" (Gezen göl) adıyla anılırdı. 1950'lerde, göl 2.000 km2 alana sahipti.

Ancak, iklim değişikliği ve su kaynaklarının tarım amaçlı olarak insan tarafından sömürülmesi ve özellikle de sulama çalışmaları ve bunun için gölü besleyen Tarim nehrinde oluşturulan su depolama ünitelerinin tamamlanması sonucunda göl ancak 1970 yılına kadar varlığını sürdürebilmişti. Daha sonrasında ise, orası artık bir tuz çölü. Denizden göle, gölden çöle...

2000'lerin başında Avrupa Uzay Ajansı (ESA) uydu enstrümanlarıyla göl yatağındaki 10x20km boyutlarındaki tuzlalar ve tuz arıtma tesisi görüntülenmişti. Günümüzde ise internet harita servisleri üzerinde bölgeyi rahatça gözlemlemek mümkün. Dev tavaların mavi rengi, yakından bakıldığında net şekilde farkedileceği gibi, suyun varlığına işaret ediyor. Bundan da 'ıslak madencilik' tekniğiyle tuz kayalarını çözerek rafine tuz elde edildiği söylenebilmekte. Kimi kaynaklarda yapının potas gübre üretim tesisi olduğu iddiası yer alıyor fakat bu bana pek ikna edici gelmedi.
Bahtı kara Lop Nur'un başına gelenler bununla da bitmiyor. 1964-1996 yılları arasında bölge bir nükleer deneme merkezi olarak da kullanılmış. KH-4A Corona uydu fotografları (bombadan önce ve sonra) örneğinde görülebileceği gibi, bu dönemde sahada 45 yeraltı ve atmosferik nükleer test gerçekleştirilmiş. "596" kod adlı ilk Çin nükleer bombası 1964'de Lop Nur'da denenmiş. Çin ilk termonükleer denemeyi de 1968'de orada gerçekleştirmişti.

Görüldüğü üzere, Çin havzayı önce kurutmuş, sonra bombalayıp kalan canlı yaşama da son vermiş, ardından da tuz mu, potas mı her ne varsa cansız kaynakları alıp götürüyor. Eti, sütü, derisi, kemiği derken geri hiçbir şey bırakmamacasına sömürmenin mükemmel örneği.