Manuel Montano
El pintalabios de hebra de lino
"Keten İpliğin Dudak Boyası"
Miguelanxo Prado & Fernando Luna
Yaradılış
"Manuel Montano iki kere doğdu. İlki, 23 Ekim 1981'de sabahın ikisinde, RNE Radio 3 radyo istasyonunda oldu. sıska ve kıllı bir bebekti. Vaftiz babası; Fernando Luna, sokak müzisyeni ve şair.
Montano Radyo 3 gecelerinde bir süre kaldı, tâ ki, 1988'in baharında, Norma Editorial'in "Cairo" dergisinin özel kliniğinde ikinci kez vücut bulana kadar. Bu sefer vaftiz babası Galiçyalı Miguelanxo Prado idi, resmî olarak ressam."
(* İspanyol vikipedi'den aktardım)
Karakterin ve onun dünyasının bir versiyonunu bu yıllar boyunca farkında olmadan kafamda oluşturmuş olmak gibi bir avantaja sahiptim. Bir gece saat 3'de, yine bir program bitiminde, Fernando Luna'yı aradım ve Montano ile arkadaşlarını çizgiroman karakterlerine dönüştürmeyi teklif ettim. Eğlenceli ve sürükleyici bir işbirliği oldu. Sonucu bu kitaptır ve bu uzun ve yakın dostluk."
(* Prado'dan aktardım)
Aşağıda Radyo 3 Manuel Montano skeçlerinden bir örnek var. Acele etmez dinlerseniz, Montano'nun sesini kırk yıldır biliyormuşcasına tanıyacaksınız. :) Damlayan musluk ise cabası;
El pintalabios de hebra de lino
"Keten İpliğin Dudak Boyası"
Miguelanxo Prado & Fernando Luna
[ MONTANO ]
(Linkler tam kitap dosyası olarak değiştirilmiştir)
(Linkler tam kitap dosyası olarak değiştirilmiştir)
Kısa Montano dosyası;
Yaradılış"Manuel Montano iki kere doğdu. İlki, 23 Ekim 1981'de sabahın ikisinde, RNE Radio 3 radyo istasyonunda oldu. sıska ve kıllı bir bebekti. Vaftiz babası; Fernando Luna, sokak müzisyeni ve şair.
Montano Radyo 3 gecelerinde bir süre kaldı, tâ ki, 1988'in baharında, Norma Editorial'in "Cairo" dergisinin özel kliniğinde ikinci kez vücut bulana kadar. Bu sefer vaftiz babası Galiçyalı Miguelanxo Prado idi, resmî olarak ressam."
(* İspanyol vikipedi'den aktardım)
- / -
"7 yıldır sadece kendi metinlerimle çizgiroman yapıyordum (başlangıçtaki Tino Fernández Maceiras ile olan küçük işbirliğimiz dışında). Ve merak ediyordum, acaba bu kişisel bir 'saflık' seçimi mi idi, yoksa acaba başkalarının hikâyelerini resimleyerek anlatma yetersizliğimi gizlemeye çalışmak mıydı? Ve böylece denemeye karar verdim.
Mimarlık öğrenciliği günlerimden beri, 80'li yıllardan efsanevi Radyo 3'ün (bizdeki gibi :) * ç.n.) Carlos Faraco ve Fernando Luna tarafından yapılan, sınıflandırılamayan gece programı Tris, tras, tres'i dinlerdim. Bir takım küçük dokundurmalar ve kısa hikâyelerdi içeriği. Bunlardan biri, başrolünde Manuel Montano adlı tuhaf bir dedektifin olduğu, onun bir grup arkadaşı ve tanınmış yeraltı isimlerinin de yer aldığı programdı.
Karakterin ve onun dünyasının bir versiyonunu bu yıllar boyunca farkında olmadan kafamda oluşturmuş olmak gibi bir avantaja sahiptim. Bir gece saat 3'de, yine bir program bitiminde, Fernando Luna'yı aradım ve Montano ile arkadaşlarını çizgiroman karakterlerine dönüştürmeyi teklif ettim. Eğlenceli ve sürükleyici bir işbirliği oldu. Sonucu bu kitaptır ve bu uzun ve yakın dostluk."(* Prado'dan aktardım)
Aşağıda Radyo 3 Manuel Montano skeçlerinden bir örnek var. Acele etmez dinlerseniz, Montano'nun sesini kırk yıldır biliyormuşcasına tanıyacaksınız. :) Damlayan musluk ise cabası;




























Karalama defteri görüntüsünde, çinilenmeden eskiz çizimler tarzında basılmış Yossel ve Wietnam 1965 gibi iki enteresan çalışmasını incelemeye doyamamıştım. Çizgilerin başı sağ olsun…
(Gabby)
Dediğiniz gibi bir çok değerli işinin hiç biri hakkında fikir sahibi olmayan geniş bir kitle, sanatçıyı Tex çizeri olarak tanıyor, bunu ben de gözlemleyip epey güldüm. (Güleriz ağlanacak halimize vaziyeti.)
Hatırlattığınız çalışmalarına ek olarak, ben de 1997 Eisner ve Harvey ödüllü büyük eseri "Fax from Sarajevo" yu söylemek isterim. SAF Comics'in kurucusu Ervin Rüstemagiç'in, dostu olan Kubert'e savaş sırasında Saraybosna'dan çektiği faks dökümantasyonunun temel alınmasıyla ortaya çıkan can yakıcı bir eserdir. (Rüstemagiç, Tex'i de yayınlayan ve aynı zamanda Kubert'in işi alması için aracı olan kişidir. :) ) Çevrilmesi hem dil hem de yapısal olarak zor olmasa, bir cesaret kolları sıvamak isterdim doğrusu. Epey de uzundu eser.