30 Mart 2013 Cumartesi

Korku - Breccia

Korku (Miedo)
Alberto Breccia
1973

"Alberto Breccia meslektaşı Hugo Pratt'ın sahip olduğu başarı ve şöhretle hiç tanışmadı ve teşvik görmedi, hakkında sayısız deneme, biyografi, sanat kitapları yazılmadı. Eleştirmenler bugün Breccia'nın yeteneğini ve çizgiroman dünyasına önemli etkisini tereddütsüz takdir ediyorsa da, yaklaşımları oldukça saygılı bir mesafeyle ve belli bir korkuyla oluyor. Ona uzaktan hayranız, ama onu okuyan ve seven izleyicileri ne yazık ki hâlâ çok sınırlı."

Böyle deniyor, hakkında yapılmış bir bibliyografi çalışmasında Alberto Breccia için. Geçen hafta 'Gammaz Kalp' ile tadı damağımda kalan sanatçının bir küçük çalışmasını da ben hazırladım. Aksilik olmazsa bir diğeri de sırada.

25 Mart 2013 Pazartesi

Gammaz Yürek

The Tell-Tale Heart "Geveze (Gammaz) Yürek" Edgar Allan Poe'nun, ilk defa Ocak 1843'te James Russell Lowell'ın The Pioneer isimli dergisinde yayımlanan kısa öyküsüdür.

Poe'nun aklın karanlık yollarına nüfûz etmedeki başarısının güçlü bir örneği olan bu hikâye, takıntılı ruh haliyle işlediği cinayette bir anlamda 'haklılığına' bizi ikna etmeye çabalarken, öte yandan vicdanıyla çatışmak zorunda kalan canînin anlatısıdır.

Üzerinde çok tartışılmış ve pek çok farklı sinema eserine doğrudan kaynaklık etmiş ya da dolaylı esin kaynağı olmuş ve hattâ ortaöğrenim kitaplarına dahi girmiş bu hikâyeyi çoğumuz biliriz. Ama geçen hafta benim yaptığım gibi tekrar ele alıp benim deyimimle 'multimedya okuma' yapmanın tadını paylaşmak istersiniz belki diye küçük bir toparlama yaptım... Bir göz atalım;

Türkçe birden fazla çevirisini nette bulmak mümkün, hattâ 'fan' çevirilerini bile. Ben size yazar-çevirmen Aslı Akarsakarya'nın kendi blogunda yayınladığı çevirisini öneriyorum burada;
[ asliakarsakarya.wordpress.com/edgar allan poe/gammaz yurek ]
Ayrıca arzu ederseniz İngilizce ve bu Türkçe metnin .pdf hâli de şurada;

[ GAMMAZ YÜREK / TELL-TALE HEART .pdf ]

Çizgi uyarlaması olarak gotik deyince yine akla geleceği gibi Reed Crandall'ın Creepy sayı 3'de yayınlanmış çalışmasından söz etmek gerekiyor tabii. Bu versiyonun bizdeki eski Korku magazinlerde yayınlandığını hatırlamıyorum. Ama Lal Kitap'ın 2011 baskısı Creepy Korku Koleksiyon Serisi 1. ciltde Ayşe Karsel Zaimoğlu'nun çevirisiyle mevcut. Ayşe hanım neden "Öykü Anlatan Kalp" diye birebir çevirmiş başlığı bilemiyorum ama gerisi çok tatmin edici. Ayrıca Crandall'ın hikâyeye farklı ve sürprizli bir final çizme çabasına da dikkat çekmek lâzım.


Asıl önem arzeden çizgi uyarlama ise bence, Latin Amerikalı sanatçı Alberto Breccia'nın 1974 tarihli artistik çalışması; "El Corazon Delator". Hikâyenin hastalıklı ruhu üstad Breccia'nın kaleminde yeniden üslûplandırılmış. Çevirisini yapacaktım ki bir de baktım mr.yer6 arkadaşım epey evvel bu görevi bihakkın yerine getirmiş hem de şiirsel bir dille. Böylece nefis bir 'çizgide üslûplandırmanın sözel üslûplandırmayla takviyesi' ortaya çıkmış. Kendisinden aldığım izinle paylaşıyorum;

[ GAMMAZ KALP - BRECCIA mr.yer6 ]

Çizgi uyarlamada yine latin Amerikalı sanatçı Ricardo Villamonte'nin ve yine 1974 tarihli, Scream (Skywald) dergisindeki orijinal metne sadık çalışması görülmesi gereken bir örnek olarak duruyor.
Ayrıca;
Denny O'Neil ve Tom Palmer, Chamber of Darkness sayı 3 (1969),
Mike Golden, Marvel Classics Comics sayı 28'de (1977),
Rick Geary, Graphic Classics: Edgar Allan Poe (2004),
ve özellikle,
Richard Corben, Edgar Allan Poe's Haunts of Horror sayı2 (2013) denemesi dikkate değer.

Fazla söze gerek bırakmayacak bir paket oluşturan yukarıdaki çizgihikâyeleri bir arada inceleme imkânını alttaki bağlantıya tıklayarak bulabilirsiniz;

[ TELL-TALE HEART çr paket ]

Hikâyenin sinema uyarlamaları ise 10'dan fazla (uzunu, kısası, animasyonu...) Ama benim özellikle üzerinde durmak istediğim üç çizgifilm var.

1953 tarihli önemli bir çizgifilm, Ted Parmelee'nin yönettiği, James Mason tarafından seslendirilmiş olan ve İngiltere'de ilk x-rated çizgifilm olma vasfına sahip bir yapım.


Bir diğer çizgifilm ise Raul Garcia'ya Granada'da, 12. Uluslararası Genç Filmciler Festivali'nde En iyi İspanyol kısa filmi ve en iyi yönetmen dallarında ödül kazandıran 2005 tarihli ilginç yapım. Filmin özelliği, yukarıda sözünü ettiğim Alberto Breccia'nın çizgisinden ilham almış ve anlatıcı olarak da Bela Lugosi'nin 1940'larda yaptığı bir TV programındaki hikâyeyi okuduğu ses kaydının kullanılıyor olması. Garcia filmiyle ilgili şöyle diyor; "Yetişme çağımda beni etkilemiş olan tüm sanatçılara -Lugosi, Breccia, Hitchcock, Milton Canniff, Creepy ve Eerie korku dergileri- bir saygı duruşu, bir anlamda hepsi filmde temsil ediliyorlar."

Gregor Dashuber ve Annette Jung'un 2006 tarihli "Der Verrückte, das Herz und das Auge" (Gammaz Yürek ve Göz) da söz etmeden geçemeyeceğim bir diğer güzel çizgifilm. İşe mizah katarak konuyu ele alıyor, iyi de yapıyor.


Film listesi sıralamakla bitmiyor, onun için biz 'çizgilerde' bırakalım.
Ben bu yolculuktan çok şey öğrendim ve çok zevk aldım. İlginizi çektiyse siz de bir göz atın derim..

"Tell Tale Heart", Bernie Wrightson (Tuval üzerine yağlıboya)

19 Mart 2013 Salı

Frank Cappa Brezilya'da 2 - Manfred Sommer

Frank Cappa Brezilya'da
(Frank Cappa en Brasil)
2. hikâye, "Karnaval"
1981
Manfred Sommer

"Bir keresinde bir kız İskandinav ya da Hollandalıya benzediğini söyler ona. “Sarışın olduğum için mi” diye sorar o da. “İspanya ve İtalya'da da mavi gözlü sarışınlar var. Hattâ Rus, Fransız, İngiliz, Alman, Yahudi de olabilirim... hepsi mümkün. Adım Frank. Yazar ve gazeteciyim. Kanada pasaportum var ama nereli olduğumu gerçekten ben bile bilmiyorum...”

Sadece Manfred Sommer’in kendini Avrupa’nın tartışmasız en önemli çizgiroman ustalarından biri olarak kabul ettirmesini sağlayan değil, aynı zamanda yarattığı en önemli karakter olan Frank Cappa’nın da ruh halini anlayabilmek için, buradan başlamanız gerekir, kısa olduğu kadar dokunaklı, “Karnaval” adlı bu öykünün sayfaları arasında yeralan bu diyalogdan."

...diyor “Mercanti Di Schiavi” (Köle Tüccarları) adlı Manfred Sommer çizimi Tex için, sanatçıyla yaptıkları “Manfred Sommer: Frank Cappa Adına” başlıklı söyleşilerinin girişinde Mario Faggella ve Graziano Frediani...

[ FRANK CAPPA BREZiLYA'DA ] 
(Kitap tamamlandığı için, bölüm bağlantıları kaldırılmıştır)

İki küçük bilgi notu;
* Bölüm önlerindeki yağlı boya resimler Sommer'e ait çalışmalardır. Sanatçı 90'larda kendini iyiden iyiye resim yapmaya vermişti. Manfret Sommer'in kariyerinde çizgiromanın paralelinde ayrı bir öneme sahipti resim.
* Portekizce kelime ve cümlelerin altyazılarını ben ekledim. Orijinal baskıda bu açıklamalara gerek görülmemiş doğal olarak, çünkü İspanyolca bilen birisi için anlaşılamayacak sözler değil.

15 Mart 2013 Cuma

Bogie Denen Adam


The Bogie Man
yazanlar: John Wagner, Alan Grant
çizen: Robin Smith
08.1999 
Aksoy Yayıncılık 
224 sayfa

Bogie Denen Adam'ı 12 yıl kadar gecikmeyle okuyup ve kendime "Neredeydi benim aklım şimdiye kadar ulan!" dedikten sonra, sıradan koleksiyoncu yaklaşımıyla başlamıştım toplamaya. Zor oldu ama farklı versiyonları da dahil yayınlanmış dört ayrı Bogie Man serüvenine eriştim. Böylece sonuncusu hariç üçünü bir solukta okumuş oldum. Diğerini de yakındır halletmem, darısı başınıza.

Yani demem o ki, çok sevdim. İngiliz mizahından hoşlanan (ve hâlâ bu kitabı okumamış olan) ÇR severlere Aksoy'un yayınını şiddetle tavsiye etme gereğini hissederek, kısaca bir de açıklayayım. Ağır kişilik bozukluğu sorunuyla tedavi altında tutulan ve kendini Bogard, daha doğrusu Bogard'ın dedektif karakterleriyle özdeşleştiren bir kişinin hastahaneden kaçarak Glasgov sokaklarını birbirine katmasının matrak hikâyesi. Çeviri akıllıca davranılarak Mehmet Harmancı'ya emanet edilmiş. Kitap Bogie'nin dört hikâyesinin ilk ikisini içeriyor.

'Toplama' sürecinde kronolojisi içerisinde yer alan bir ayrıntı dikkat çekiciydi. Aşağıdaki yayınlanma listesinde de fark edildiği gibi, Aksoy baskısındaki 2. hikâye ilk olarak Toxic! adlı dergide 'The Chinese Syndrome' adıyla Cam Kennedy tarafından çizilmiş ama nedense, bitirilemeden 'bitmiş' gibi yapılarak iki sayı sonra 3. hikâyeye 'Manhattan Project'e geçilmiş, tabii Robin Smith çizgileriyle. Bu durumda Kennedy ile kavga çıktığı düşünülebilir doğal olarak.

Bundan kısa süre sonra 1993'de ise Tundra Publishing, aynı hikâyeyi Chinatoon olarak, silbaştan Robin Smith'e çizdirerek kitap halinde yayınlamış. Bu iki yetenekli çizerin hoş bir aynı sayfa metnini ayrı çizimleriyle size örnekleyeyim dedim, renklisi Cam Kennedy. (bkz. şekil 2 ve 3)

 




Robin Smith'in çizgileriyle, John Wagner ve Alan Grant gibi iki önemli İngiliz yazarın kaleminden çıkma bu kitabı kaçırmamanızı tavsiye ederim. Piyasada hâlâ 0km.'de de bulunabiliyor.

Vikipedinin verdiği kronolojik yayın dizilimi düzgün ve açıklayıcı olmaktan uzak, o nedenle kendi sıralamamı da veriyorum -ola ki lâzım olur diye;

Bogie Man / Fat Man Press [09,1989]
(John Wagner, Alan Grant - Robin Smith) /4 sayı
Bogie Man / John Brown Publishing [1991] /128 sayfa
The Chinese Syndrome / Toxic! 02-09 [04.04.1991]
(çizen: Cam Kennedy) /yarım
The Manhattan Project / Toxic! 11-21 [06.06.1991]
The Chinese Syndrome / Apocalypse Present 04 [07.1991]
/Toxic!'de yayınlanan haliyle
The Manhattan Project / Apocalypse Present 06 [09.1991]
The Manhattan Project / Tundra Publishing [1992] /4 sayı
Chinatoon / Tundra Publishing [1993]
(çizen: Robin Smith) /The Chinese Syndrome'un tekrar çizimi /4 sayı
The Bogie Man: İlk kitap ve Chinatoon / Pocket Books [1998] /224 sayfa
Bogie Denen Adam: İlk kitap ve Chinatoon / Aksoy Yayıncılık [08,1999]
(Türkiye)/224 sayfa
The Bogie Man: İlk kitap ve Chinatoon / MagicPress Comics [2000]
(İtalya) /224 sayfa
Return to Casablanca / Judge Dredd Megazine 227-233 [11.01.2005]

10 Mart 2013 Pazar

Straponten ve Yeşim Maske


Straponten ve Yeşim Maske
(Strapontin et le masque de jade)
1965, 10. hikâye
Yazan: Acar
Çizen: Berck

Goscinny'nin yazmayı bırakıp, bir diğer üstad Jacques Acar'ın işi devraldığı sayı. Dizi lezzetinden bir şey kaybetmiş gibi görünmemekle birlikte, üslûp farklılığı hissedilebiliyor.

Bu hikâyede de, kapaktan farkedildiği üzre, Mis Lou ile birlikte farklı bir diyara sürükleniyoruz(!) :)

4 Mart 2013 Pazartesi

Frank Cappa Brezilya'da 1 - Manfred Sommer


Frank Cappa Brezilya'da
(Frank Cappa en Brasil)
1. hikâye, "Jangada"
1981
Manfred Sommer

"Alman baba ve Andaluzyalı anneden 27 mayıs 1933’de San Sebastian’da doğdu. Daha iki haftalıkken Barselona’ya götürüldü, büyüyüp öğrenim göreceği yere. 21’inde, Fransa’ya göç etti, daha sonra da Belçika’ya. Her iki ülkede de bulunuşu, zaten 14 yaşından beri çalışmaları yayınlanıyor olmasına rağmen mesleki amaçlıydı. Sonunda Belçika’dan yasadışı göçmen olması sebebiyle sınırdışı edildi, 48 saat içinde işinden, evinden, sahip olduğu her şeyden ayrılmak zorunda kaldı. «Güç belâ öğrenebiliriz hayatı -der-, çünkü bütün zamanımızı hayatta kalmayı öğrenmekle harcarız.»

Bu albümde sizlere, Brezilya ve Paraguay’da (coşkulu bir gezgin tarafından) tutulmuş bazı ilgi çekici renkli notları sunuyoruz."

Kitaba önsöz.
[ FRANK CAPPA BREZiLYA'DA ]
(Kitap tamamlandığı için, bölüm bağlantıları kaldırılmıştır)


27 Şubat 2013 Çarşamba

Valdo - Bernet & Abuli

1
2















34










5
Enrique Sánchez Abuli & Jordi Bernet










Bu iki adamın yanyana geldiklerinde yarattıklarına bayılıyorum. O kadar da çok ürün verdiler ki, bunu kanıtlayan. Her bakışımda beni güldüren bu küçük örneğin daha yüksek çözünürlüklüsünü isterseniz şu linke başvurabilirsiniz. 

22 Şubat 2013 Cuma

Ceset Hırsızı

Sinemada, çizgili yada çizgisiz edebiyatta korkuyla ilk kez nasıl yüzleştiniz, hatırlıyor musunuz? Korku insanın ilk ve en eski duygusu. Bu nedenle ona karşı kimsenin tarafsız tutum takınabileceğini düşünemiyorum. Ya ona tutkunsunuzdur, ya da yanına bile yaklaşamazsınız. Aynı şekilde korku edebiyatı ve sineması da sizin için ya bir vazgeçilmezdir veya ondan nefret edercesine uzak durursunuz... Ama asla kayıtsız kalamazsınız.  Yani şöyle bir şey yoktur: "Ehem! korku filmlerini özel bir yere oturtamam, hani olursa belki seyrederim, benim için ayrı bir önem arzetmez". Bunu birinden duyduysanız, bilin ki yalandır!

İlk korktuğunuz filmi ve kitabı da işte bu nedenle mutlaka hatırlayacaksınızdır, aksi taktirde öylesine rahatsız olmuşsunuzdur ki, onu bir daha hiç hatırlamamak maksadıyla bilinçaltınızın da altında bir yerlere tıkıştırmışsınızdır... Ama bu yine de unuttuğunuz anlamına gelmez.

Ben bu soruyu kendime yeni sormuş değilim ama geçenlerde beni korkutan ilk çizgihikâyenin bir gotik edebiyat uyarlaması olduğu ve bir de sinema versiyonunun bulunduğunu üstelik bunların ikisini de bilmediğimi fark edip, bu eksikliği gidermek üzere kolları sıvadım.

Söz konusu filmi Youtube'da, hikâyeyi içeren kitabı da Kadıköy Nezih'te buldum. Ayrıca sanırım bir klasik olduğu için internette önemli bir e-kitap sitesinde orijinal metine de eriştim.

İlk baskı kapağını yanda gördüğünüz The Body Snatcher / Ceset Hırsızı'ndan bahsediyorum tabi, İskoç yazar Robert Louis Stevenson'ın 1884'de yayınlanan kısa hikâyesinden. Ünlü yazarın bizdeki tanınmışlığı Dr Jekyll ve Mr Hyde ile Define Adası'yla sınırlı olduğu için pek bilindiğini sanmadığım bu eseri, gördüğüm kadarıyla ilk defa Can Yayınları'ndan 2012'de 'Dr. Jekyll ve Mr. Hyde ve Diğer Fantastik Öyküler' adı altında, gotikromantik dizisi bünyesinde çıkmış.

Hikâyeye konu olan karakterler, anatomist cerrah Robert Knox ve onunla bağlantılı olarak seri cinayetler mahkûmu Burke ve Hare adlı şahısların gerçek yaşamlarından esinlenilerek yaratılmışlar. Knox'un adı yerine 'Mr. K----' kullanılarak hikâyenin gerçekle bağlantısı afişe edilmemiş. Ayrıntısına fazla girmek istemesem de, aslında öykünün adı az çok kendini ele veriyor yukarıda açıkladığım karakterlerle yanyana getirildiğinde.

Eserin sinemaya uyarlanması işini ise 1945 yılında düşük bütçeli korku filmlerinin ünlü yapımcısı Val Lewton yapmış. Yönetmen koltuğunda ise henüz gençliğinde Robert Wise var. Wise'ın 3. yönetmenlik çalışması bu film. Oyuncular arasında ise Boris Karloff ve nispeten küçük bir rolde Bela Lugosi'yi birlikte görmek ise ayrı bir hoş durum.

Film kitaba göre farklar içeriyor tabi. Kısaca örneklemek gerekirse, öncelikle karakterlerde kaydırmalar var, Knox'dan sadece ve açık adıyla 'söz ediliyor'. Kitapta 'çok tanınan' olarak ifade edilen kadın karakter, filmde sokak şarkıcısı -muhtemelen kör- kıza dönüştürülmüş ve bir dramatik unsur olarak değerlendirilmişken, zamanın Hollywood filmlerinde bir zorunlulukmuş gibi tıkıştırılan şarkılı pasajları da böylece halletmişler. Filmdeki bir ilave dramatik unsur da kötürüm kız çocuk. "Böyle kör-topal bu film nereye gider?" demeyin, usta oyuncular ve Robert Wise'ın başarılı yönetimi sayesinde hikâyenin rahatsız edici boyutu ile başarılı şekilde harmanlanarak bu dar bütçeli prodüksiyondan iyi bir gotik korku filmi yaratılmış.

Eğer henüz seyretmediyseniz, benim gibi günümüz korku sinemasının kanrevan içinde ve özel efekte boğulmuş halinden yorulmuş olanlara ayrıca iyi gelecektir.


Ceset Hırsızı'nın çizgi uyarlaması ise aslında bir Warren klasiği. Eserin Creepy #7'de şubat 1966'da yayınlanan, Archie Goodwin'in uyarlaması ile tarzın usta çizeri Reed Crandal'ın elinden çıkma, 8 sayfaya sığdırılmış hali. Bu kısa çizgihikâye ülkemizde 1968'de Korku magazin sayı 39 - 40'da ikiye bölünerek ve daha sonra 1971'de Dehşet #2'de birleştirilerek, 'Ceset Hırsızları!' adı altında yayınlanmıştı. İşte aklımdan hiç çıkmayan o son kareyi büyük ihtimalle Korku magazin'deki karşılaşmamızdan (İstiklâl caddesinde bir kaldırım satıcısı ya da kioskdan babama aldırdığımı bile) hatırlıyorum.

Eser bunca kısaltmaya rağmen ruhundan fazla kaybetmeden ustaca çizgileştirilmiş. Yukarda madem bahsettik, filmde sokak şarkıcısına dönüşen kız, burada 'çiçekçi kız' olarak karşımıza çıkıyor. Goodwin'in uyarlaması bana kurgusu itibariyle daha ziyade filmdenmiş izlenimi verdi. Gerçi Goodwin'in anlatıcı metinlerini orijinal İngilizce metinde aradığımda bir çok birebir ya da benzer cümlelerle karşılaştığımı, yani asıl metine sadık kalınmaya da çalışıldığını söylemeliyim.

Bu uyarlama için kaynak olarak asla yukarda sözünü ettiğin iki eski yayını önermiyorum elbette. Saçma sapan çevirilerini aşağıda verdiğim kendi çevirimle ya da Lâl Kitap'ın o muhteşem baskısındaki Ayşe Özlem Zaimoğlu'nun çevirisiyle karşılaştırıp biraz eğlenmek istiyorsanız başka tabi...

Yeri gelmişken Lâl kitabın bu önemli yayınından söz etmeden geçmek olmaz. Eerie ve Creepy'nin DarkHorse tarafından yeniden hayata kazandırılan Koleksiyon serisinin ilk ikişer kitabını 2011'de yayınlayarak bu önemli açığı kapatmak üzere harekete geçtiler. Ben iki serinin de 1. kitaplarını aldım, kalitesini gördükten sonra 2. leri de en kısa zamanda almaya kararlıyım. Zaten bu hizmetin (ben buna ticaretten ziyade hizmet gözüyle bakıyorum artık) sürebilmesi için de alıcısının olması gerekiyor.

Bu üç ayrı platformdan okumayı -eğer isterseniz- geriye doğru yapmanızı öneriyorum. Çizgihikâye, film, orijinal kısahikâye sırasıyla, tatmin edici bir sonuç alacağınızı düşünüyorum, benim gibi. Orijinal ve uyarlamalar arasındaki küçük final farkları da ayrıca değerlendirme gerektirebilir. Kendi çevirim, orijinal Goodwin metinine mümkün olduğunca sadık kalarak, tamamen kişisel nedenlerle, sırf bu keyfi yaşamak için, bu üçlü okuma sürecinde yapılmıştır. (Lâl Kitap kızmaz umarım)


16 Şubat 2013 Cumartesi

Straponten - Fildişine Hücum

Straponten
Fildişine Hücum
(Strapontin - Ruée vers l’ivoire)
1961 tarihli, dizinin 4. hikâyesi
Yazan: Goscinny
Çizen: Berck

Mis Lou ile yeniden yollardayız, kapaktan da anlaşıldığı üzere, bu sefer başka bir yönde.
Kapağı kendim tasarlamam gerekti çünkü bu hikâye Straponten kitaplarında hep ikinci sırada kaldığı için hiç kapağı olmamış. Kullandığım bu haşin Straponten pozunu ise Tintin Journal Belçika'da yayınlandığı sıra dergiye kapak olduğu sayıdan aktardım, Berck ustanın elinden, özel olarak. :) Bir diğer ilginç ayrıntı, 'Ruée vers l’ivoire'ın Fransız edisyonda yer almamış olması.
Böylece başta hesapta olmadığı şekilde dizinin 2 numaradan 5'e kadarki 4 kitabını tamamlamış olduk. Bu nedenle kapaklara sıra numarası koymayı akıl ettim geç olsa da. Bu sayının numarası var, önceki üç sayı da (Goril, Loch-Ness, Yeşil Kaplan) numaralı yeni kapaklarla güncellendi. Çevirisi süren iki kitap zaten numaralanmış olacak.

Listenin son hali şöyle;


01 Straponten Şoför / 1959-1960 (Goscinny)
02 Straponten ve Yeşil Kaplan / 1960 (Goscinny) - MEVCUT
03 Straponten ve Loch Ness Canavarı / 1961 (Goscinny) - MEVCUT
04 Straponten : Fildişine Hücum / 1961 (Goscinny) - MEVCUT
05 Straponten ve Goril / 1962 (Goscinny) - MEVCUT
06 Straponten ve Patata Taksisi / 1962-1963 (Goscinny)
07 Straponten Goşolar Arasında / 1963 (Goscinny)
08 Straponten Eskimolar Arasında / 1964 (Goscinny)
09 Straponten : Uyuyan Ormanda İsyan / 1964-1965 (Goscinny)
10 Straponten ve Yeşim Maske / 1965 (Acar) - YAKINDA
11 Straponten ve B.C.Z.2 / 1966 (Acar) - YAKINDA
12 Straponten : Şiddetin Dokunuşu / 1966 (Acar)
13 Straponten Örümceks'e Karşı / 1967 (Acar)
14 Straponten ve Beslenme Bölümü / 1968 (Acar)

10 Şubat 2013 Pazar

Oto-stop? - Tha & T.P. Bigart











Tha
(Joseph August Tharrats i Pascual)
&
T.P. Bigart
(Joan Tharrats Pascual)
1980

2 Şubat 2013 Cumartesi

Baba - Geo McManus

George McManus (1884 – 1954) kendisi gibi İrlanda kökenli Jiggs ve karısı Maggie karakterleriyle yarattığı Bringing up Father çizgibandıyla ünlenmiş Amerikalı sanatçı. Bizde Güngörmüşler (Şaban ve Tonton) olarak herhalde bilmeyen de pek yok (Sonradan görme bir aileyi 'Güngörmüşler' diye adlandırmak nasıl bir şey ise).

Bilinmesine rağmen ne kadar farkında olunduğu tabi şüpheli. Geo McManus 1913'den ölümü 1954'e kadar üretmiş bu band dizisini. Bu arada ve öncesinde çizdiği her şeyi gölgede bırakmış Bringing Up Father. Ölümü üzerine, bağlı olduğu ajans The Shadow bandıyla tanınan Vernon Greene'e devretmiş işi. Böylece Greene de daha sonrasında 'Baba' ile anılır olmuş. Hâle bakın ki dizi, Vernon Greene'i de gömmüş (1965). Bildiğim kadarıyla da Bringing up Father hâlen üretilmeye devam ediliyor.

Amerika'daki bu Ajans (syndicate = gazetelere bandkarikatür, karikatür, makale, haber satan ajans anlamında) sistemi, pek çok çizgi ürünün ticarîleşmesinin başlıca sebebi gibi görünüyor. Bu hem iyi, hem de kötü olabiliyor. Bir yandan sanatçıya iş sözleşmeleri sağlarken, diğer yandan bir takım kısıtlamalar, yönlendirmeler de söz konusu olabiliyor. Frank Cho'nun 'Liberty Meadows'unu incelediğimde, sanatçının bir süre sonra anlaşmalı olduğu ajansı sansür uyguladıkları gerekçesiyle terkettiğini hatırlıyorum. En nihayetinde pek çok ünlü bandda olduğu gibi, sanatçı ölüp gidiyor ama telif hakkı ajansda olduğu için, marka para basmaya devam ediyor, burada da olduğu gibi.

Arasıra elimdeki yerli ve yabancı baskılarını karıştırmaktan ayrı bir zevk duyarım Bringing up Father ya da Güngörmüşler'in. McManus dönemi özellikle tarih kokar, bir dönemin tanıklığı vardır o çizgilerde. Öylece okuyup geçemezsiniz üstelik. Sanatçının o harika çizgi üslûbu, tek tek incelenesidir. Özellikle kızının (ve genç kadınların) giyim kuşamında kendini gösteren zarif Art Nouveau tarzı dikkat çekicidir. Değişik sınıf ve etnisiteden tiplemelerde de çok başarılıdır McManus. Sadece burada da bir örneğini verdiğim o dönemin bâriz ırkçılık kokan zenci tiplemesi bugün artık rahatsız edici olabiliyor. Ama bu kasıtlı bir yaklaşım değil ve sanatçının ürününü bugün bile gölgelemiyor. Zaten ırkçılık bir kere enjekte edildikten sonra, toplumun damarlarında hissettirmeden yayılan bir hastalık değil mi? Ve o dönemde bu bir salgın halindeydi ne de olsa.

Geçen gün McManus'un kitap halinde dizileştirdiği eserinin 8'incisini okuduktan sonra bunları paylaşayım dedim. İki örnekle birlikte Geo McManus'un kitaba her zamanki espritüelliği ile yazdığı önsözden de çeviri yapıp ekledim. 

"Çizim masasının başında oturup komik resimler kaleme alan bir sanatçı, her gün, hep isabetli işler yaptığından her zaman emin olamaz. Sıklıkla cesaretini kaybettiği olur çünkü izleyicisiyle kişisel irtibatı yoktur. Elbette, arada bir karısı ya da büyükbabası odaya uğruyor ve çalışmalarını onaylıyorlardır. Bu ise sanatçıyı daha da kuşkulandırır. Muhtemelen istedikleri bir şey vardır ve sadece razı etmeye uğraşıyorlardır kendisini.

Ama kitap dörtmilyonun üzerinde satıldığında, sanatçı çalışmalarının belki de o kadar kötü olmadığını hissetmeye başlar. Bu onu yeniden yüreklendirir. Tabii ki bazı geceler, uyuyamadığında, düşünceler yine ortaya çıkar, bütün bu milyonlar kitabı almışlardır çünkü daha iyisini görmemişlerdir ki.

Daha iyi işler yapmam için, daha çok cesaretlendirilmem lâzım. Eğer önümüzdeki yıl 9. kitabı istiyorsanız, mâlî imkânlarınız el verdiğince çok sayıda 8 numaradan satın almalısınız. Birden fazla kopyayla ne yapacağınızı sakın düşünmeyin. On tanesini, biraraya getirip özenle bağlayın, zarif bir ayak taburesi yapın, özellikle de küçük ayaklarınız varsa."

25 Ocak 2013 Cuma

Sandberg - Alfonso Font


Sandberg, Baba ve Oğul
"Sandberg, Père et Fils"
yazan: Patrick Cothias
çizen: Alfonso Font
1977 - Pif Gadget

Font'un 1975'de Paris'e yerleşmesiyle birlikte 'Pif Gadget'e çizmeye başladığı dizi fazla uzun sürmemiş ve 1977'de dergi yönetimi tarafından, 'gençlik odaklı' bir yayın olan Pif'e pek uygun düşmediği gerekçesiyle baba-oğul Sandbergler yayından kaldırılmış.

Pek de bir önemi olmayan bu küçük hikâyeyi, hem Alfonso Font üstadın elinden çıkmış olması, hem de daha önce 'Dieter Lumpen' ile bir giriş yaptığımız İstanbul'a oryantalist bakışlar çalışmasına iyi bir örnek oluşturması bakımından seçtim ve çevirdim. Hikâye ve çizim bu konuda o kadar klasik örneklerle dolu ki, hem okumanızın tadını kaçırmamak hem de zaten fazlaca açıklamaya gerek bırakmıyor olması nedeniyle sadece birkaç hususdan kısaca sözetmekle yetineceğim.

- Hikâyede "Türklerin millî içkisi" ile ilgili ufak bir karışıklık olmuş sanırım, gerçi ne de olsa ikisi de beyaz. Sanırım bir çocuk dergisinde yayınlanmanın getirdiği sıkıntı.

- "Türk yetkililer ceza yasalarıyla pek de şaka yapmazlar." lâfına bayıldım, sıkı bir 'Midnight Express' çağrışımı yaratıyor ama film henüz daha çekilmemişti (1978). Tabi Türkiye yargı ve infaz sistemi ile ilgili bu izlenim sadece malûm filmle açıklanabilecek gibi değil.

- Hikâyenin (özellikle) kahramanlarımızın kıyafetlerini ve Pontiac taksiyi gözönüne alarak 1960-70'lerde geçtiğini söyleyebiliriz. Bu noktadan bakıldığında, Türk giyim kuşam anlayışı (resmî - gayrı resmî) pek dikkat çekici (!) oluyor.

- Ayrıca hikâyenin bir 'otel' hattâ 'oteller' reklamı gibi görünüyor olmasını da eklemek lâzım.

23 Ocak 2013 Çarşamba

Geçmişe Saygı ve Etkilenim

Rod Hathway, Space Detective 
No.02 1951

Derginin bu sayısında, ön kapak içi tanıtım sayfasında 20. yy'ın başlarında Amerikalı illüstrasyonist Dean Cornwell'in Tarihî köle pazarı resmi ufak tefek değişikliklerle çalışılmış ve Satürn'ün köle pazarı olmuş. Net bir kayıt olmamakla birlikte, çizim ve çinilemenin Wally Wood ve Joe Orlando'nun elinden çıktığını söyleyebiliyoruz. Derginin bir kaç sayısını karıştırdığımda Wally Wood'u farketmek zor olmadı.

(Benzerlikle ilgili kaynak 'mydelineatedlife.blogspot.com'dur.)

Epic Illustrated 
No.34 1986

Diğer bir örnek, kısa süre önce dostumuz Gabby ile sohbet ederken söz ettiği Al Williamson'un Sophia Loren'in bir  fotoğrafından yola çıkarak çizdiği karenin yer aldığı hikâyeden bir diğer sayfa. 

Williamson'un kullandığı orijinal kaynak; Frederic Leighton'un  1891 tarihli 'Perseus and Andromeda' adlı yağlıboya tablosu.

(Benzerlikle ilgili kaynak 'www.raggedclaws.com'dur.)

Konu sıcakken eksik kalmasın istedim bu iki çarpıcı örnek.
Başlıktan da anlaşıldığı üzere bu tür işlere çalıntı gözüyle bakmak söz konusu değil. Zaten orijinal eserler yeterince bilinen, müzelerde yerini almış eserler ise... Çalışmaların sahipleri de oturup çizemeyecek acemiler olmadığına göre, bunun etkilenme ve paralelinde bir saygı duruşu olduğunu söylemek mümkün. Benzerleri de çokdur sanat âleminde.

21 Ocak 2013 Pazartesi

18 Ocak 2013 Cuma

Karınızı Nasıl Öldürürsünüz?


How to Murder Your Wife
1965
yönetmen: Richard Quine

Jack Lemmon & Virna Lisi

Başarılı, bekâr ve mutlu çizgiromancı Stanley Ford (Jack Lemmon), kentteki malikânesinde sadık uşağıyla birlikte yaşamaktadır. Bu müzmin bekârın bir güzel İtalyan dilberi (Virna Lisi) ile karşılaşması sonucu altüst olan hayatının konu edildiği bu tatlı filmin düzgün bir kopyasını uzun zamandır arıyordum. Ortalıkta DVD'si bile yok maalesef.

Neyse, sonunda buldum tabi. Geçen akşam da uzun bir aradan sonra tekrar buluşmuş olmanın verdiği büyük bir keyifle oturup izledim.

Bilenler hatırlayacaktır, çizgiromancı Ford, bir gazetede "Bash Brannigan - Secret Agent" adlı tanınmış günlük çizgi band dizisini yapmaktadır. Film boyunca bu çizimlerle de yer yer karşılaşmaktayızdır. Zaman, çizgiromanda 'gerçekçiliğin' tavan yaptığı bir zaman, ve tabi çizgiler de öyle.

Peki filmdeki bandları çizen kimdi bunu hiç düşündünüz mü? Değişik kaynaklardan edindiğim verilerden anladığım şu;

Yapımcılar Jack Lemmon'a 'dublör çizer' olarak başta Alex Toth ile anlaşmışlar ve Toth filmin tanıtımı için on gün süreyle gazetelerde Bash Brannigan bandları çizmiş. Çekimlere geçildiğinde ise sanatçının bir para problemi çıkartması üzerine bu sefer Mel Keefer ile anlaşmışlar. Toth'un bu tarz davranışlarının (kendi bacağına kurşun sıkmak türünden) ilk olmadığından söz ediyor Geof Darrow. Yani filmdeki bandlar Mel Keefer'in... Sanatçı bu çalışmalarını kendi webine de koymuş zaten;

Filmin çizgiromanla olan tek bağlantısı bu değil. Üzerinde durulması gereken dikkat çekici bir husus da, çizer Stanley Ford'un çalışma tekniği. Filmin başlarında oldukça ayrıntılı ve eğlenceli bir sahneyle aktarılıyor bu. Ford, ekibiyle birlikte uygun mekânlarda bandın karelerine altlık teşkil edecek ön canlandırmaları yapıyorlar, bu arada uşak (Terry-Thomas) tarafından bu enstantaneler fotograflanıyor.

Model kullanma, sahneleri oluşturma, burada mizahî abartı ile aktarıldığı kadar olmasa bile, bir çok tanınmış gerçekçi çizer üstad tarafından hep kullanılagelmiş yöntemlerdir. Bir güzel örneğini epey önce 4çizer4öykü çalışmalarımın ikincisinde Al Williamson için Flash Gordon fotoğraflarıyla örneklemiştim, görmediyseniz bir göz atın;